Ne nedir ? :

bilimist

bilimist Yazdı...



6. His nedir ? 6. His Araştırmaları

09 Kasım 2015 Bu içerik 11.210 kez okundu.

6. His nedir ?
Soruyu cevaplandırabilmek için, öncelikle "6. his" tanımını yapmak lazım. Eğer ki "Gelecekte olacakları öngörmek", "falcılık", "astroloji" gibi sahtebilimsel yaklaşımlardan bahsediyorsak, eldeki veriler dahilinde, böyle bir yetinin bilimsel olarak var olmadığını bilmeliyiz. Mistisizm ile ilgili sayısız bilimsel araştırma ve deneme yapıldı ve halen de süren araştırmalar ve halka açık mistik araştırma davetleri bulunuyor ("Gelin, bilimsel olarak inceleyelim." şeklinde). Ancak var olan insanlar içerisinde mistik güçleri gerçekten olan tek bir insan dahi bulunmadığını rahatlıkla iddia edebiliriz. Zira bu tip mistisizmin arkasına sığınanların yalanları ya bilimsel analizler sırasında, ya da iddialarını ispatlayamamalarından ötürü her seferinde yanlışlanmıştır.



Öte yandan, örneğin ıssız bir sokakta, takip edildiğimizi ya da arkamızda birinin olduğunu gerçekten de hissedebiliriz. Ayak sesi duymadan ve takip edildiğimize dair bir veri olmaksızın bunu nasıl yapabiliriz? İşte bu noktada, bilim devreye girer.
Arkamızdan geleni görmeyip, duymamamıza rağmen hissedebilmemizin birçok nedeni olabilir. Busebeplerden en güçlüsü, bizim "duymuyor", "görmüyor", "kokusunu almıyor" olmamızın, gerçekten duymadığımız, görmediğimiz veya kokusunu almadığımı anlamına gelmediğidir. Bu tip bilinçsiz olarak algıladığımız duyuların toplamına (ve hatta "mistik güç" olarak lanse edilmeye çalışılan diğer algılara da), bilimsel analizlerde, Duyu Dışı Algı (Extrasensory Perception) adı veriliyor. Çoğu bilim insanı, böyle bir duyu tipi olduğunu kabul etmiyor (Amerikan Ulusal Bilim Akademisi'nin %96'sı bu tip duyuların varlığını reddediyor). Bu duyuların bilim insanlarınca reddedilmesinin nedeni, yapılan araştırmaların güvensiz olması, deney düzeneklerinin yetersiz olması ve konuyla ilgili araştırma yapan insanların, bilimsel metodolojiden kolaylıkla sapmalarıdır. Ancak yine de, bazı psikologlar ısrarla bu alanda çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunlardan özellikle bazıları, son derece güvenilir araştırmalar yapıyorlar ve üst düzey bilim dergilerinde makaleler dahi yayınlayabiliyorlar. Bilimsel şüphecilik dahilinde analizinin yapılmasını faydalı görüyoruz. Zaten bu araştırmalara bakıldığında, bu tip algıların tamamen bilimsel kökenleri olduğu görülmektedir. Şimdi, bunlara bir göz atalım.
Issız bir sokakta arkamızdan gelen birini hissedebilmemizi (ya da benzer şekilde, saatin 15:23 olduğunu düşünüp, baktığımızda gerçekten de öyle olduğunu görmemizi), ESP ve benzeri araştırmaların sonuçlarıyla, tamamen bilimsel olarak açıklamamız mümkündür. Sokak örneğini ele alalım... Arkamızda gerçekten biri varsa, ayaklarından çıkan çok düşük şiddetli sesler, bilincimizde algılanamayabilir; ancak kontrolümüz dışında olan bilinçaltımız tarafından fark edilebilir. İşte buna, duyusal sızıntı (sensory leakage) adı verilir. Bu sızan uyartılar, beynimizde işlenebilir ve içgüdüsel olarak korku hissini tetikleyebilir.
Bir diğer nokta, deri reseptörlerimizin bazılarının, görsel reseptörlerle evrimsel olarak son derece yakın olmasıdır. Farkında olmasak da ve tam olarak mekanizması henüz aydınlatılmamış olsa da, derimiz esasında bir miktar ışığa da tepki veriyor olabilir. Bu, beynimize, gözümüz haricinde başka noktalarımızdan da çok sınırlı da olsa görsel verinin ulaşması anlamına gelebilir.

Benzer şekilde, çok kısıtlı düzeyde de olsa, vücudumuzla algıladığımız ancak bilinçli olarak fark edemediğimiz sese bağlı titreşimler, algılayamadığımız sesleri istemsiz olarak duymamızı sağlıyor olabilir. Yani sese bağlı olarak oluşan ufak titreşimler, vücudumuzda ve ses duyu organlarımızda titreşimlere neden olarak bilinç altı bir algı doğurabilir. Bu konuda da araştırmalar sürmektedir.

Bir diğer nokta da feromonlar ve genel olarak koku duyumuzdur. Feromonlar, durumlar karşısında hayvanların vücudundan salgılanan, vücut dışı hormonlardır. Bu kimyasallar, havada yol kat ederek diğer bireyler tarafından algılanabilir. Feromon salgısı, insanda oldukça azalmış ve körelmiş bir yapıdır. Oldukça körelmiş olan koklama (burun) ve feromon duyu organlarımız (Jacobsen organı ya da Vomeronasal organ), bilinçaltı düzeyde bizim fark etmediğimiz bazı işlemleri yürütebilir. Bu yüzden, arkamızdaki bireyin kokusu ya da salgıladığı feromonlar bizi uyarabilir.

Bu konuyla ilgili son bir nokta ise, ışığın yansımasıdır. Normalde, biz bunu "gölgeler" olarak niteleyebiliriz, ancak bu, makro büyüklükte olan bir yansımadır. Öte yandan, arkamızdaki cisimlerin, önümüzdeki cisimlerden yansıyan görüntüleri, bariz görüntüler olmasa da, beynimiz tarafından bir ihtimal algılanıyor olabilir. Dolayısıyla, arkamızdaki bireyden çıkıp, önümüzdeki bir nesneden yansıyarak gözümüze ulaşan fotonlar, beynimizde silik de olsa bazı algıların oluşmasını sağlayabilir ve bu, his oluşumuna neden olabilir. Deri hücrelerimizin mor ötesi ışınları görebildiğine dairse oldukça güçlü veriler bulunuyor. Bu "görme", tam olarak düşündüğümüz gibi olmasa da, konumuzla ilişkili olabilir.

Saat konusunda da benzer durumlar oluşabilir. Hele ki bahsettiğimiz saat bir kol saatiyse, çok daha farklı bir açıklama doğabilir. Görüş alanımız içerisindeki cisimlere bilinçli olarak odaklanmasak da, onlarla ilgili verileri beynimiz değerlendirebilir. Dolayısıyla, birkaç saniye önce, beynimiz, istemsiz olarak saatimizi okumuş olabilir. Bizse, bir "tahminde bulunduğumuzu" sanabiliriz. Sonrasında ise saate baktığımızda, tahminimizi gördüğümüzü sanabiliriz. İşte bu, çok sık karşılaşılan bir dikkat olgusudur ve bu tip "mistik" veya "psişik" konuların ardında genelde payı bulunmaktadır.
Bunların hepsi ve daha fazlası, "6. his" gibi hislerin bilimsel analizleridir. Başka şekillerde açıklamalar beklemek ise, bilimdışı ve asılsız olacaktır. Bu konuyla ilgili en büyük sorun, incelemelerdeki önyargılarımızdır. Çünkü araştırdığımız şey, "doğru tahminler" olduğu için, arkamızda birinin olduğunu doğru tahmin ettiğimiz zamanları (veya saati doğru tahmin ettiğimiz zamanları) daha fazla hatırlarız. Ancak tüm tahminlerimizin listesini çıkaracak olsak, doğrularımızın yanlışlarımızdan çok çok daha az olduğu görülür (ki bilimsel araştırmalar da bunu göstermektedir). Dolayısıyla, algıda seçicilik burada önemli bir unsurdur.
Unutmamak gerekir bu konulardaki araştırmalar halen devam etmektedir ve son hallerini almamışlardır. Bu araştırmaların kesin sonuçları için daha çok fazla inceleme gerekmektedir. Ancak ne olursa olsun, şimdiye kadar bilimin ulaştığı yerler ve geçmişte bu yerlerle ilgili insanların yaptıkları açıklamalar göz önüne alındığında, her zaman ve istisnasız olarak olduğu gibi, 6. his gibi konularda da tamamen bilimsel açıklamaların bulunacağı rahatlıkla iddia edilebilir. Yapılması gereken daha fazla araştırmak, sorgulamak, okumak ve her bilgiyi mantık süzgecinden geçirmektir.
Gerçeklere, sadece bilimle ulaşabiliriz.
Ç M B ( E v r i m A ğ a c ı )

Kaynaklar ve İleri Okuma:
McConnell, R.A., and Clark, T.K. (1991). "National Academy of Sciences' Opinion on Parapsychology" Journal of the American Society for Psychical Research, 85, 333-365.
Sherwood, S. J. & Roe, C. (2003). "A review of dream ESP studies conducted since the Maimonides studies". Journal of Consciousness Studies 10: 85–109.
Cordón, Luis A. (2005). Popular psychology: an encyclopedia. Westport, Conn: Greenwood Press. p. 182. ISBN 0-313-32457-3
Gracely, Ph.D., Ed J. (1998). "Why Extraordinary Claims Demand Extraordinary Proof". PhACT. Retrieved 2007-07-31

* * * * * * * *
6.His nedir ?

6 kasim 2002 tarihinde kadikoy sukru saracoglu stadinda cekilmis +18 film. her bunyeye iyi gelmez, izledikten sonra saatlerce aglayanlar biliyorum.
U l u d a ğ S ö z l ü k

* * * * * * * *

çoğunlukla yanlış kullanılan bir deyimdir. ilk beş his duyu organlarımızı kasteder ve onlarda şunlardır :
görme
duyma
koklama
hissetme ( deri yolu ile )
tad alma.

oysa altıncı his de bir duyu organımız olan kaslarımızdan gelmektedir. adı da kas duyusudur. kısaca vucudumuzun konumunu biliriz şeklinde açıklanabilir.
kas duyumuz diğer duyularımızdan bağımsız olarak çalışır.

U l u d a ğ S ö z l ü k

* * * * * * * * *
6 Hissimizi Geliştirme Uygulamaları

Bu sayfada sizlere, 6.hissinizi nasıl geliştirebileceğinizi anlatacağım. Ben, kendim denedim ve ilk günden kendimi kahin falan sanmaya başladım. (Gece uyumadan önce uyguluyoruz.)

Öncelikle boş bir kağıt ve kalem alarak; -Ne hissediyorum? -Neye ihtiyacım var? -Hayattan ne istiyorum? şeklinde sorular sorun. Sonrasında bu soruların cevaplarını diğer elinizle kağıda yazın.(Yazınız, kargacık burgacık olsa da sorun değil.)Bunu yapınca,kendinize dahi itiraf edemeyeceğiniz şeyler dökeceksiniz kağıda...

Ardından, rahat bir yerde, bir yer oturun ve gözlerinizi kapatın. Tarihin değişmiş olduğunu hayal edin. Geleceği hissedin. Nasılsınız? Ne yapıyorsunuz? Mesleğiniz? Aileniz nasıl? Arkadaşlarınız, akrabalarınız, bulunduğunuz ortam nasıl?..Yalnız bunu yaparken, en önemli nokta düşünmemek, hissetmeye çalışmak gerekir.Yani, kesinlikle hiçbir şey düşünmeyin. Birtakım düşüncelerin, hiç beklemediğiniz bir anda aklınıza gelmesini bekleyin. Bilinçaltınız, sanki size geleceğinizi izletiyormuş gibi. Bir film izler gibi. Siz, düşünmüyorsunuz. Düşünceler, kendiliğinden geliyor.

Son olarak, gerçekleşmesini istediğiniz arzularınızı yazın. Ama tüm detaylarıyla yazın. Çünkü yazma eylemi, beyin tarafından emir olarak algılanır ve beyin, amaçlar için çözüm yolu aramaya başlar. Evet... Hepsi bu kadar! İşte bu çok basit ve pratik yöntemlerle, hayatınızda gerçekleşebilecek mucizelere inanamayabilirsiniz.

Kaynak: Marta Beck, "Kendi Kutup Yıldızını Bulmak"

***********

Bazı olaylar karşısında "altıncı hissim kuvvetli" deriz; bu doğru mudur? Altıncı his var mıdır; dinimizde yeri nedir?

Değerli kardeşimiz;Bilindiği gibi asrımıza gelinceye kadar, madde ötesi varlıklar hakkında ilmî seviyedeki araştırmalar bugünkü buudlarıyla henüz gerçekleştirilmemişti. Bununla beraber ilmî bir kariyer ifade etmese de, insanoğlu madde ötesi âlemlerle yakından alakadar oluyordu. Bu da bize, her şeyin maddeye bağlı ve bağımlı olmadığını gösterme bakımından önemli bir referanstı.

Önceleri bir kısım insanlar, o günlerde izahı yapılamayan bir takım gizli kabiliyetler ve maharetler göstermişlerdir. Ne var ki bunlar sadece maden ve su arayıcılığında, bir kısım hastalıkların teşhisinde, cinayet suçlularının tesbit edilişinde, çalınan eşyaların saklandığı yerlerinin tayininde, hırsızların izlerinin takibinde ve kaybolmuş insanların ortaya çıkarılması gibi hususlarda kullanılıyordu. Bugünkü yaklaşım tamamen farklı ve fizik ötesi hadiselerin hayatımızla ne kadar içli-dışlı olmasıyla alakalı.

Hemen herkes farkında olsun veya olmasın başından geçmiş bir hayli esrarengiz hadise vardır. Mesela, herhangi bir hadiseyi önceden hissetme veya zikredilen bir şahsın, üç-beş dakika sonra çıkıp-gelmesi, ilk defa karşılaştığı şahsı veya manzarayı önceden görmüş olma hissi,.. birinin içinden geçenleri okuma, bir düşüncenin bir-kaç insan tarafından birden ifade edilmesi, olduğu gibi zuhur eden ilhamlar,.. Hepimizin başından geçen dünya kadar hadise vardır ki, bunların hiçbiri üzerinde ne düşünmüş ne konuşmuş ne de imâl-i fikretmişizdir. Buna rağmen bu sırlı hususlar ve bu esrarengiz alaka, bizlere daima bir takım gizli mesajlar sunmakta, hayatı ve kâinatı daha şuurlu bir şekilde duyup yaşamaya davet etmektedir.

Hayatı duyarak yaşayan ve bir kısım garip hadiselere maruz kalan insanın, belki de en çok karşılaştığı ve telestezinin bir buudu olan "hiss-i kable'l-vukû" (önsezi, hadiseleri önceden hissetme) mevzuu da yine rûhî duyularla ilgili ve madde ötesi varlıkların mevcudiyetine ayrı bir delil teşkil eder.

Önsezi ile ilgili yüzlerce, binlerce hatta yüzbinlerce misal bulmak mümkündür. Biz burada sadece kendi dünyamıza ait birkaç misal ile yetineceğiz:

İncelerden ince büyük bir kadın Hz. Fatıma anamız, Efendimizin vefatından sonra, her günü bin ölümden daha ağır bir hicran ve ayrılığa ancak altı ay kadar dayanabildi. Babasını kaybedince, âdeta semasının bütün yıldızları sönmüş ve onun için dünya, zindandan farksız bir hale gelmişti. Son bir iki ayı da hep yatakta geçirmişti. Ayağa kalkamayacak, hatta doğrulamayacak derecede hasta idi. Ümmü Seleme validemiz (Efendimizin zevcât-ı tâhiresinden) ise başucundan ayrılmıyor, Allah Rasulü'nden (sav) geri kalan bu tek ve biricik emaneti gözü gibi koruyordu. Saçlarını okşuyor, yüzünü, gözünü öpüyor ve her türlü hizmetinde bulunuyordu. Belki o da bu yaptıklarıyla Allah Rasulü'nün rûhâniyatını hoşnud ve memnun etmeye çalışıyordu. Şimdi hadiseyi, nurlu validemiz Ümmü Seleme'den dinleyelim:

"Son günüydü. Gözleri eskisi gibi pırıl pırıl yanıyor, her tarafından neşeli olduğu belli oluyordu. Bir ara 'Artık ben kalkmayacağım, bana bir gusül abdesti aldırın.' dedi. Denileni yaptım. Bana tekrar baktı ve neşe dolu bir eda ile 'Ben biraz sonra vefat edeceğim ve Sevgili Babama kavuşacağım. Artık beni ikinci bir defa daha yıkamayın.' dedi. Aradan birkaç dakika ya geçmiş ya geçmemişti ki nur kadın vefat etti." (İbni Hacer, el-İsabe, VIII/57,58; Ebu Nuaym, Hılye, II/42,43)

İşte Hz. Fatıma (ra) vefat edeceği haberini verirken henüz ölümün manyetik alanına girmiş değildi. Hatta sekerâta bile maruz kalmamıştı; acaba ölüm nasıl bir tebessüm ile kendisine görünmüştü ki, biraz sonra vefat edeceğini söylemişti.

Yine bunun benzeri bir hadiseyi de Tâhirü'l-Mevlevi anlatıyor:

"İskilipli Atıf Hoca ile aynı kağuştaydık. Hocanın ertesi gün mahkemesi vardı. Bu yüzden durmadan müdafaa hazırlıyordu. Derken sabah vakti yaklaşmış idi ki, yataktan kalktı ve gece geç vakitlere kadar hazırladığı müdâfaaları yırtıp atıverdi. Niye böyle yaptığını sordum. Şöyle cevap verdi:

'Bu gece Peygamber Efendimizle (sav) müşerref oldum. Bana:'Atıf! Hala bize gelmek istemiyor musun?' dedi. Ben de:'İstiyorum Ya Rasulallah!' karşılığını verdim. Artık kendimi müdafaa etmemin bir manası kalmadığı kanaatindeyim. Zira bana gayri, sefer göründü, Rasulullaha kavuşacağım.' dedi.


Hakikaten dediği gibi oldu. O gün Atıf Hoca son duruşmasında hüküm giydi ve birkaç gün sonra da idam edildi."

Şimdi İskilipli Atıf Hoca acaba, Efendimiz'le (sav) nasıl bir irtibat kurmuştur ve Allah Rasulü (sav) gaybî ifadesinde ona öleceğini ne şekilde bildirmişti ki o da müdâfaadan vazgeçivermişti? İşte bunların hiçbirini maddi sebepler ile izah kabil değildir.

Hz. Fatih, iştiyakla Hz. Ebu Eyyûb el-Ensâri'nin (ra) mübarek merkad (kabri)inin bulunmasını ister. Zira bu, onda bir aşk, bir iştiyak haline gelmiştir. Gayesinin tahakkuku için Akşemseddin'e müracaatta bulunur. Akşemseddin murakabeye varır. Ve o büyük sahabinin merkadini bu yolla tesbit eder.

Hz. Ebu Eyyûb el-Ensârî Hazretleri ile ilgili benim de bir hatıram var müsadenizle onu burada arzetmek istiyorum:

Senelerce önce, Ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerini ziyaretlerimden birinde ve tâm ziyaret esnasında içime -ihtimal onun oradaki huzuruyla alakalı- bazı şeyler geçmiş olacak ki, tam benim içimden bu duygular geçerken birden burnuma cennet kokusu gibi bir koku geldi. Uzun süre de kokunun tesiri geçmedi. Sanki bu büyük sahabi bana, "Evet buradayım." der gibiydi. Akşemseddin Hazretleri onu tam yerinde keşfetmişti. Şimdi, ne Akşemseddin Hazretleri'nin keşfini ne de benim duyduğum o enfes güzel kokuyu madde ile izah etmek mümkün değildir. Fakat bütün bunlar birer vak'a ve birer realitedir.

Allah'ın bildirmesi ile insanlar, "gayb" dediğimiz ve insan ilmine perdeli olan malumatları da bilebilmektedir.

İnsan ilminin muttali olamayacağı kadar uzak mazi ve istikbale ait hadiseler ''gayb" kabul edilmektedir. Gaybı da Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Ancak bu ifadeyi çok iyi anlamak gerek. "Gaybı sadece Allah bilir." demek, "Cenab-ı Hak, gaybı kimseye bildirmez." demek değildir. Nitekim ayette bu husus açık ifade edilerek, istisna yapılmıştır.

"Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. O elçinin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar." (Cin, 72/25-26)

denilmiştir. Peygamber böylece Allah adına konuştuğunu ispat etmiş olacak ve bu da onun hesabına mu'cize sayılacaktır.

Diğer taraftan seviye farkı çok değişik olmakla beraber, Cenab-ı Hak bazı veli kullarının da gözlerini açar, onlara, başkalarının göremedikleri noktaları gösterir. Yani bazı kimseler fıtratlarında bu duyuya ait meleke mevcuttur. Hatta bazı medyumlar da böyle bir ruhî melekeye sahip olarak yaratılmışlardır. Onlar, da kendi cehd ve gayretleriyle, Cenab-ı Hakk'ın fıtratlarına yerleştirdiği bu melekeyi çalıştırır ve istikbale ait çok meseleleri hissedebilirler. Ancak bunların hiçbiri, mutlak gaybı bilmek değildir. Mutlak Gaybı bilmek, Allah'a mahsustur. Peygamberlerin, velilerin ve medyumların bildikleri ise, mutlak gayba göre oldukça sınırlı ve mahduddur. Ve yine bu da ancak Allâmü'l-Guyûb'un bildirmesiyledir. Yoksa normal şartlarda ve beşeri ölçüler dahilinde, gaybı bilmek, maziyi ve istikbali, hadiseleriyle ihata etmek imkansızdır.

Kur'ân-ı Kerim, gaybe ait verdiği haberler ile beşerin dikkatlerini üzerine celbetmiş mû'ciz bir kitaptır. Ne bir velinin ne de herhangi bir medyumun gaybtan haber verme hususunda Kur'ân'la boy ölçüşmesi imkansızdır. Zira Kur'ân, Ezel ve Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hakk'ın kelâmıdır ve verdiği haberler de ezel ve ebed kaynaklıdır. Bu meyanda Peygamber Efendimiz (sav) de zaman zaman, ilm-i gaybe mazhar olmuştur. Ve mazhar olduğu bu lütuflar, O'nun nübüvvetinin birer mu'cizesi olarak addedilmiştir. Peygamber Efendimizin (sav) dünya mihrabından, mazi ve müstakbelle alakalı bazı mu'cizevi haberlerinden birkaç misal arzedeceğiz.

Peygamberimizin Gaybı Bilmesi

Kur'ân, Peygamberimize (sav) verilen bir mu'cize kitap olması hasebiyle, Efendimizin Kur'ân diliyle anlattığı bütün gaybî haberler, aynı zamanda O'nun peygamberliğini de te'yid eder. Fakat bir de Efendimizin (sav), doğrudan doğruya kendi diliyle verdiği gaybi haberler vardır ki, biz daha ziyade burada ondan söz edeceğiz. Zira şimdilerde telestezi diye anlaşılan hususlar ile alakalı en mühim vak'alar, önce bin bu kadar sene evvel, Efendimizden sadır olmuş ifadelerdir. Bunlar elbette birer mu'cizedirler. Ancak Peygamber Efendimiz (sav), bütün bunları söylerken kendinden söylemiş değildir. O'nun bir beşer olarak bu gaybi ufuklara ulaşması söz konusu olamaz. Halbuki öte yandan on dört asır önce söyledikleri bir bir vaki olmuştur. Bütün bu hâdiseleri ve mucize olarak cereyan eden hadiseleri maddi şeylerle izah etmeye imkan yoktur. Öyleyse, Allah Rasulü'nün verdiği gaybi haberlerin aynen zûhuru, bir bakıma madde ötesi varlıkların isbatına da bir delil teşkil eder.

Peygamber Efendimizin (sav) gaybi haberlerini iki ana grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi kendi devrine ait verdiği gaybi haberler ve vakti gelince bunların tahakkuk etmesi, ikincisi ise yakın ve uzak istikbale dair verdiği haberler ve bunların günü geldikçe zuhurudur. Efendimizin bu tarzda gaybi haberleri oldukça fazladır. Ama biz burada, her iki ana gruptan iki misalle iktifa edip diğerlerinin ise kaynaklarını göstermekle iktifa edeceğiz.

1) Peygamberimizin Kendi Devrine Ait Verdiği Gaybi Haberler

a) Senin Baban Hüzafe'dir

Başta Buhari ve Müslim olmak üzere bütün hadis kitapları ittifakla şu hususu kaydediyorlar:

"Bir gün Allah Rasulü minbere çıkmışlardı. Gaybî aleme ait bir kısım haberler veriyorlardı. Bu esnada bir hayli de celalli görünüyorlardı. Bir ara

"Bugün bana istediğinizi sorun." buyurdular. Herkes bir şeyler soruyor, o da cevap veriyordu. Tam o esnada bir genç ayağa kalktı,

"Benim babam kim ya Rasulallah!" diye sordu. Hakkında dedikodu ediliyordu. Babası olmadığı yolundaki bu dedikodular burnunu kızartıyordu ve insanların yüzlerine rahatça bakamıyordu. Bugün bir fırsat bulmuştu ve işte onu soracak ve bundan sonra o ezici bakışlardan kurtulacaktı. Efendimiz şöyle cevap verdi:

"Senin baban Hüzafe'dir." Genç artık müsterihtir. Aldığı cevap onu memnun etmişti. Bundan böyle o da bir babaya nispet edilerek çağrılacaktı. "Abdullah b. Hüzafet'üs-Sehmi (ra)" şanlı ve samimi bir sahabi..."


Allah Rasûlü (sav) minber üzerinde celalli bir vaziyette ve herkese bir şeyler anlatıyor. Bu arada, sorulan sorulara da, gaybâşina bir üslupla cevaplar veriyordu. Rasûlullah'ın neden celallendiğini bilemiyoruz ama, Hz. Ömer birden ayağa kalkıp, Allah Rasûlü'ne hitaben sanki O gaybi bilmese de O'na inandıklarını dile getirir bir eda ile:

"Biz rab olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan ve peygamberimiz olarak da Hz. Muhammed'den (sav) razıyız." (1)

dediğine şahit oluyoruz ki, onun bu ince ve manidar sözleri, Efendimizi (sav) yatıştırmıştır.

Peygamber Efendimizin (sav) mesciddeki istikbale ve gayba ait bir kısım haberler vermesi, mescidi dolduran binlerce sahabî huzurunda meydana geliyordu. Ve bütün sahabî Allah Rasûlü'nün (sav) dediklerini aynen tasdik ediyor ve adeta sükûtlarıyla da "sadakte" (el-Hak, doğru söyledin ey Allah'ın Rasûlü) diyorlardı.

b) Tek Tek Yerlerini Gösteriyordu

Ve yine Kütüb-i Sitte ashabından rivayet edilen bir hadise göre sahabi anlatıyor:

"Bedir'de bulunuyorduk. Allah Rasûlü, muharebe adına stratejisini tam tesbit etmiş, kavganın cereyan edeceği yerleri dolaşıyordu. Bir ara gözleri yine gayba ait perdenin verasına kaydı ve bakışları istikbale uzandı. Bazı yerleri eliyle işaret ediyor; burası Ebu Cehl'in öldürüleceği yer, şurası Utbe'nin, şurası Şeybe'nin ve şurası da Velid'in sırtının yere geleceği yer... Ve daha birçok isim... Muharebeden sonra hadisi rivayet eden sahabi kasemle şunu anlatıyor:"

"Allah Rasûlü (sav) nereyi kim için işaret etmişse, hepsini işaret edilen o yerlerde ölü olarak bulduk." (2)

Beşer aklıyla kavranması imkansız bu kabil hadiseler, bugünün insanları için dahi mesajlar vermekte ve on dört asır sonraki nesillere "Sadakte ve bil hakki natakte; doğru söyledin. Ve Hakk'tan başka da konuşmadın." dedirtmektedir.

c) Biraz Sonra Buraya Bir İnsan Gelecek

Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde şöyle bir hadisenin nakledildiğini görüyoruz:

"Allah Rasûlü (sav) ashabıyla mescidde oturuyor. Bir ara, şöyle buyuruyor:

"Biraz sonra, buraya, nâsiyesi, yüzü temiz bir insan gelecek; şu kapıdan, içeriye girecek. O Yemen'in en hayırlılarındandır. Ve alnında meleğin elini sürdüğü bir iz taşımaktadır."


"Bir müddet sonra, aynen Allah Rasûlü (sav)'nün haber verdiği tipte bir insan gelip O'nun huzurunda diz çöküyor ve Müslüman olduğunu ilan ediyor. Tertemiz, pırıl pırıl, görkemli ve edeb âbidesi bu insan, Abdullah bin Cerir el-Becelî'den başkası değildir." (3)

2) Efendimizin Yakın ve Uzak İstikbale Ait Verdiği Gaybi Haberler

a) Fatıma Annemizin Vefatını Bildirmesi

"Yine bir gün Efendimiz (sav), irtihaline sebep olan rahatsızlığı günlerinden birinde, o incelerden ince, oturuşu, kalkışı ve derin bakışlarıyla aynen babasına benzeyen anamız Hz. Fatıma'yı yanına çağırdı ve eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı. Hz. Fatıma öyle ağladı öyle feryad-u figan etti ki, bu ancak, İnsanlığın İftihar Tablosunun gurûbuyla yorumlanabilirdi. Bir süre sonra Allah Rasûlü (sav) yine onun kulağına bir şeyler fısıldadı. Bu sefer de öyle sevindi ki, onu karşıdan görenler, kendisine bütün cennet kapılarının açıldığını zannederlerdi. Bu hadise Hz. Aişe validemizin gözünden kaçmamıştı. Biraz sonra bunun sebebini sordu ama, Hz. Fatıma validemiz, bunun Allah Rasûlü'ne ait bir sır olduğunu, dolayısıyla da açıklayamayacağını söyleyerek onu cevapsız bıraktı. Allah Rasûlü'nün vefatından sonra Hz. Aişe validemiz tekrar sorunca, Fatıma anamız da şöyle cevap verdi:"

"Birinci defada bana, kendisinin vefat edeceğini söylemişti. O'nun için ağlamıştım. İkinci defa ise bana, kendi ailesi içinde, O'na en erken kavuşacak insanın, ben olduğum müjdesini vermişti. Ve işte onun için de sevindim." (4) demiştir.

Evet, Hz. Fatıma anamızın vefat-ı nebiden altı ay sonra vefat etmesi, aynen haber verdiği gibi vaki olmuş ve bu gaybî haberi tasdik etmiştir.

b) Hz. Hasan'ın Feragatı

Kütüb-ü Sitte ricâlinin ekseriyetinin rivâyet ettiği bir hadiste Allah Rasûlü, hutbe îrad ederken Hz. Hasan'a (ra) işaretle şöyle buyurmuşlardı:

"Bu benim evlâdım Hasan. O seyyiddir. Allah (cc) onunla iki büyük cemaati birbiriyle sulh ettirecektir." (5)

Evet O, kerim oğlu kerim, Allah Rasûlü'nün evladı ve tam bir efendidir. Bir gün kendisine tevdî edilen hilâfet ve saltanatı, sadece ümmet arasında tefrikaya sebebiyet vermemek için terkederken, nasıl bir seyyid olduğunu mutlaka gösterecektir. Aradan geçen yirmi beş-otuz sene Allah Rasûlü'nü doğrulamıştı

Hz. Ali'den sonra Emeviler karşılarında Hz. Hasan'ı buldular. Ancak bir sulh ve sükûn insanı olan Hz. Hasan bütün haklarından feragat ettiğini ilân ederek, birbirine girmek üzere olan iki İslam ordusunu uçurumun kenarından geriye döndürdü ve sulhda buluşturdu. Burada bilhassa şu hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: Efendimiz (sav) Hz. Hasan'a ait bu hadiseyi haber verdiğinde, o, henüz küçük bir çocuktu. Belki o gün Allah Rasûlü'nün işaret ettiği hadiseyi bile anlayacak yaşta değildi. Yani o, Allah'ın Rasûlü böyle dedi diye bu işi yapmış değildir. Bilâkis Rasûlullah onun öyle olacağını bildiği için bu gaybî sözü sarfetmişti...

Dipnotlar:

[1] Buhari, İlim 28,29; Mevakit 11; Tefsir 5,12; Fiten, 15; İ'tisam, 3; Müslim, Fezail, 134-138.
[2] Müslim, Cihad 83; Cennet, 76; Ebu Davud, Cihad 115; Nesei, Cenaiz 117.
[3] Müsned, IV/359,363.
[4] Müslim, Fezailü's-Sahabe 97-99; Buhari, Menakıb 25; Fezailü Ashabi'n-Nebi 12; İzti'zan 43.
[5] Buhari, Fiten 20; Sulh 9; Menakib 25; Darimi, Sünnet 12; Tirmizi, Menakib 25.Selam ve dua ile...
Kaynak: S o r u l a r l a İ s l a m i y e t


*********************




6. His nedir?


His; İnsanlarda bulunan "Sezgi ve sezme" yeteneğinin adıdır. His bir duygudur. İnsanları hayvanlardan ayıran en özellikler insanın düşünebilmesi ve herhangi olayı sezgi ve sezme yeteneğiyle ayrıştırabilmesidir.

Örneğin; İnsanlar bir davranışın DOĞRU yada yanlış olup olmadığına sezme yeteneğiyle karar verebilir.

Çoğu zaman bazı insanlardan duyarız benim 6. hissim çok kuvvetlidir derler peki ya nedir bu 6. his...

6. his; Bir insanın olacak yada olması muhtemel olayları tamamen sezgi yeteneğinden gelen doğal bir güdü ile önceden bilebilmesi olarak tanımlanır.

6. his, Dokunma, görme, işitme, tat alma ve koklama gibi duyularımızla alakası olmayan ve bilimsel olarak kanıtlanamayan bir durumdur. bilim 5 duyu organıyla ilgili her şeyi kabul ederken bunlardan bir 6. sı olan sezgi ve sezme yeteneğine ait 6.his diye tabir edilen durumları redder.

6.his halk arasında "içine doğma" olarakta bilinir.

Medyumlar, 6. hislerini kullanarak geleceğe dair bir takım sembolleri, nesneleri, olayları veya insanları görebildiğini iddaa etmektedirler. Her ne kadar bilim 6. his kavramını reddetse de, her insanın tip deneyimler yaşadığı yada yaşayabileceği bir gerçektir.

6.His Örnekleri

Bir anne duyamayacağı mesafe uzakta ağlayan bebeğini farkedebilmesi, ikiz kardeşlerden birinin başına kötü bir olay geldiğinde diğer ikiz kardeşin bunu farkedebilmesi 6. his'e verilebilecek nadir örneklerdendir.

Duyu Dışı algı (Extrasensory Perception)

Bilinçsiz olarak algıladığımız duyuların toplamına bilimsel analizlerde "Duyu Dışı Algı (Extrasensory Perception)" adı verilir.


***********************


"Altıncı his" buraya yönlendirilmektedir. Kavramın diğer anlamları için Altıncı his (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.Duyular-dışı algılama veya altıncı his, parapsikologların telepati, durugörü, prekognisyon gibi beş duyunun ötesindeki her türlü paranormal algılamaları belirtmek üzere kullandıkları bir terim olup, Türkçede DDA veya DDİ (duyular-dışı idrak) kısaltmasıyla,İngilizcede ise ESP (extra-sensory perception) kısaltmasıyla ifade edilir. Bir sözdebilim terimidir.[kaynak belirtilmeli] Terim ilk kez 1870'de Sir Richard Burton tarafından kullanılmış, 1930'larda J.B. Rhine tarafından popüler hale getirilmiştir.

K: viki

**************************

Bir çoğumuzun başına geliyor telepatik olaylar… Aklınıza gelen birinin sizi o anda araması ,onunla o anda paylaştığınız enerji iletişimini gerçekleştiriyor… Beğendiğiniz bir fincan takımını arkadaşınızın size getirmesi, istediğiniz herhangi bir dileğin anında gerçekleşmesi ya da saf düşüncelerimizin kısa zaman içinde bizlere cevap vermesi sıkça yaşanan bir gerçek… Çoğumuz buna benzer bir çok örneklerle yaşayabiliyoruz ve bu gibi durumlarda çokça kullanılan bir söz var: "Ayyy, keşke para isteydim; saatine denk geldi. Az önce aklımdan bu geçmişti." gibi…

Aslında kullandığımız deyimler, olayı bize en açık şekilde açıklıyor. Sık sık duyarız: "Şu kişiyi severim; ama frekansım uymuyor…", "Yok, yok; siz ne derseniz deyin, benim enerjim tutmadı mı iyi biri değil uzak durmak lazım"…Ya da "Bu kişiyi çok seviyorum. Sürekli pozitif bir enerji yayıyor"…Ve "Aman ya, zor durdum içeride nasıl bir negatif enerjisi vardı..." gibi…
Artık kullandığımız cümlelerde kendimizi enerjilerle ifade eder olduk… Belki de asırlardır farkına varamadığımız enerjiyi artık farkına vararak yaşamaya başlıyoruz…

Hepimizin içinde bir parça "6. his" var ve doğru kullanılmayı bekliyor olabilir… Bazen hiç tanımadığınız insanların enerjisini bile hissedebiliyorsunuz… Ruh halini anlayabiliyorsunuz… Bu durumlar, duygusal derinliğe sahip insanlarda daha fazla olabiliyor… Duygusal bağ, enerjiyi yükselttiğinden; hissel gücü de harekete geçiriyor…

Bu hisse sahip insanların çok da huzurlu ve rahat bir yaşam yaşayabileceklerini sanmıyorum… Yorucu olmalı. Çünkü bu enerji frekansı, etrafına karşı duyarlı olmayı arttıracaktır… Ama günümüze kadar gelen bu hissel dürtüler, tehlikeli boyutlarda fal ticaretine dönüşmeye başladı… Oysa hepimiz biliyoruz ki, geleceği Yüce Yaradan'dan başkası bilemez… Hissel yeteneği bu duyguları bizlere bağışlayan, yine Rabbimiz'dir…Bu yüzden de bu yeteneğin bu gibi yollarda kullanılması, yanlış…Zaten ayetlerde de açık açık belirtilmiş…

"Fala inanma, falsız da kalma." derler… Birçok insan, geleceğini fallara bağlamış durumda… Düşünecek olsak eğer, bu gelecek his ile fal ile anlaşılacak olsaydı, ilk önce bu kişilerin kendilerine yardım etmesi gerekirdi…

Ticarete dönüşmüş fallar, zaman içinde tehlikeli boyutlara varabiliyor. Bir çok insanın hayatı karışıyor. Çünkü orada yanlış kullanılan sözleri derinden inanıp hayatına geçirenler ve bu falları beklentiye dönüştürenler var… Tabiî ki ortada dönen parayı hiç hesaba katmıyorum…

Toplantılarda, günlerde, kendi aramızda bakılan masum fallar, çok masum olmasa da vazgeçemeyeceğimiz bir dürtü… Bu, tamamen kişisel bir seçim… Fakat "6. his",bazen kişilerde gösterdiği değişikliklerle olayları önceden görebilme yetisini de özel durumlarda gözler önüne seriyor… Bu deneyimleri en çok duyduğuma göre ölüm ile yaşam arasında gidip gelen insanlarda daha fazla gözlendiği… Ne düşünürsek düşünelim, nasıl bir bakış açısı geliştirirsek geliştirelim; kainat, bizim bilemediğimiz sırlarla dolu…

"6. his", bazı kişilerde rüya aracılığı ile de ortaya çıkabiliyor… Birçok kişi, uyarıcı rüyalar görebiliyor… Gördüğü rüyaların gerçekleştiği bir çok insan var aramızda… Birebir yaşanan, mesaj veren rüyalar… Önceden olacak bir kazayı kötü ya da iyi olayları önceden sezebiliyorlar… Bizler, insan olarak ne kadar büyük bir mucize içinde yaşıyoruz… Her gün bizleri Yaradan'a binlerce teşekkür etmek için bir çok sebebimiz var…

Kaynak: k i s i s e l g p

*********************

Bir haberleşme türü olarak kabul edilen telepati, bilinen duyular ve haberleşme aygıtları kullanmadan düşünce ve duyguların zihinden zihine aktarılmasıdır. Ünlü araştırmacılar telepatiyi, ‘’kendisinde bir içgüdü, bir imaj, bir koku ve bazen de sesler halinde olan, bir fikri alma kabiliyeti’’ olarak tanımlarlar.
Telepatide bir alıcı bir de verici vardır. Psişik araştırmalar yapanlar, telepatiyi insan beyninin körelmiş bir yeteneğiolarak kabul ederler. Sürekli olarak yapılan çalışmalar ile ve alıştırmalarla tekrar faaliyete geçirilebilir. Kişiler arasında bir duygusal bağ olduğunda, daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Sevgililerin, anne ve çocukların, samimi dostların, kardeşlerin konuşmadan birbirlerini anlamaların sebeplerinden biride budur.

Beynimiz, düzenli olarak radyo sinyali gibi dalgalar ve frekanslar yaymaktadır. Zamanla ve mekanla sınırlanamayan bu beyin dalgaları yönlendirilebilir. Televizyon ve radyo frekanslarını, TV ve radyolar yani alıcılar sayesinde görüyoruz.Beyin frekanslarını ise, beyinde oluşan bir algı merkezi sayesinde hissediyoruz. Özellikle hayvanlar, bizden daha kuvvetli bir algıya sahip olduklarından, araca ve gerece gerek duymadan bazı olayları algılayabilirler. Ölmeden önce ölümü hisseden köpekler, deprem öncesi huzursuz olan hayvanlar bunlara birer örnektir. Beş duyumuzla, algılayamadığımız ruhsal tesirlerin hepsine telepati denmektedir. Rusya gibi doğu bloğu ülkeleri, telepati için Bio Enfermasyon terimini kullanmakta ve bu konuda çok ciddi araştırmalar yapılmaktadır. Zihin okuma, zihinden haberleşme, düşünce transmisyonu senelerdir araştırılan fenomenlerdir.

Telepati kadar dikkat çeken bir diğer konu 6. his’tir. 6. his, insanda gelişmiş olan geleceği hissetme ve olaylarıtahmin etme yeteneğidir. Bu insanlar, gelecekte olacak olan iyi ya da kötü olayları hissedebilmektedirler. İlerleyen hallerine medyumluk denmektedir. 6. his hepimizde gelişmiş bir duygu ya da his olduğu halde, onu hissetmeyi öğrenmek ya da açık olmak gereklidir. Bir insanla ilk karşılaştığınızda, onun hakkında fikir sahibi olmak 6. his olarak kabul edilse de telepati yeteneğinin gelişmesi olarak da kabul edilmektedir. Yani 6. his ile telepati, birbirlerine yakın kavramlardır.

Kaynak : M a i l c e

* * * * * * * * *


Psişik bir yetenek olarak da yorumlanan 6. hissin bazı insanlar tarafından bilinçli bir şekilde kullanılabildiği de düşünülmektedir. Çeşitli yoğunlaşma yöntemleri kullanarak geleceği görsel bir şekilde algılayabilen bu kişilerin 6. hislerini tıpkı diğer beş duyu organı gibi kullanabildiği iddia edilmektedir. Medyum olduğunu iddia eden bu kişiler, 6. hislerini kullanarak geleceğe dair bir takım sembolleri, nesneleri, olayları veya insanları görebildiğini söylemektedir. Her ne kadar 6. his kavramını modern bilim şiddetle reddetse de, her insanın rüya görürken bu tip deneyimler yaşadığı da bir gerçektir.

* * * * * *


Altıncı his nedir, her zaman merak etmişimdir. Gerçekten de altıncı his diye bir şey var mıdır? 5 duyu organımızın yani işitme, görme, koklama, tat alma ve dokunma dışında dış dünyayı ve çevremizdeki her şeyi kavrama adına bizlerin yardımcısı olan bir duyu, 6. bir his gerçekten de var mı? Bu konuda kesin bir şey söylemekte zorlanıyoruz ama yaptığım araştırmalar sonucu 6. his konusunda aşağıdaki bilgilere ulaştım. Makalemizi okuyarak bu konuda az da olsa bilgi sahibi olacağınızı düşünüyorum.

Altıncı his için önsezi de denilebilir. Eskiden kullanılan hissikablevuku da aynı anlama gelir. Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını biliverme, içe doğma demektir. Duyularla kavranan bilginin tam tersi olduğu ve dolayısıyla duyular üstü olanın duyusu anlamına geldiği için beş duyunun yetmezliği karşısında bir altıncı duyudan söz edildiği de olur. Konuşma dilinde bir işin ileride nasıl olacağını sezip ona göre davranma demek olarak basiret ya da öngörü olarak dile getirilen şeyden farklıdır. Bununla beraber gelecekteki olayları önceden sezinleme, kestirme veya tahmin etme altıncı duyumuz ile çok defa birbirine çalıştırıldığı olur. Altıncı duyu ile elde edilen bilgilerin bir tesadüfle mi yoksa ruh aleminde bazı gizli kuvvetlerin tesirleri ile mi olduğu psikolojinin araştırma alanına girmektedir.

Örnek verecek olursak mesela bilet aldığı halde otobüse binmekten vazgeçen bir kimsenin bir kaza sonucu hayatını kaybeden otobüs yolcuları arasında bulunmaması veya imtihanda ki sorulara göre sanki onları biliyormuşcasına çalışan bir öğrencinin tam başarı sağlaması bir bakıma altıncı hissin bilgileri arasında değerlendirilebilir.

* * * * * *



6.His Dersleri-İçimizdeki Güç

Bölüm1

6.duyunuzu geliştirmeniz için site üzerinden ders vereceğim.Kendimi öğretmen gibi görmüyorum,zaten yazacağım yazılar bir kitaptan olacak ama sorularınızı yada yapmanız gerekenleri açıklayacağım.Bunu birebir ders gibi düşünebilirsiniz.Bittiğinde sertifika veremeyeceğim ama gayet güzel kullanabileceğiniz altıncı duyunuzu size kazandırmış olacağım

Altıncı Duyunuzun Gelişiminde Yedi Aşama

Açılma

Farkına Varma

Oyun Oynama

Güvenme

Kaydetme

Yorumlama

Bütünleme

Buraya yazacağım uzun yazıların genel özeti işte bu yedi unsur
Yazıları "İçimizdeki Güç" kitabından yazacağım.Kitabı aynen bilgisayara geçiyorum ve siteye koyuyorum.Yani bütün bu uygulamalar bitince site muhteşem bir kaynakla yüzyüze kalacak
Bu beni biraz yoracak,sınava da çalışıyorum ama bunu yapmam gerektiğini düşündüm.Sitede ciddi bir 6.his geliştirme dersleri vericem.
Ve söz veriyorum,dediklerimi aynen yaptığınız zaman,6.hissiniz şuankinden kesinlikle daha kuvvetli olacak.Hatta bazılarınız hayatınızın her alanında kullanıyor olacaksınız

Kitapta sadece alıştırmalar yok,bilgilendirici yazılar da mevcut.6.his adına ne ararsanız herşeyi bulabileceksiniz ve adım adım ilerleyeceğiz.
Alıştırmalar sırayla yapılacak.
Bu yüzden rica ediyorum,bundan sonraki başlıklarımı okumadan önce bu başlığı kesinlikle okuyun ve bu diğer başlıklar için de geçerli.
Yani açtığım bir başlığı okumadan diğerine geçmenizi istemiyorum.Geçin,okuyun ama uygulamayın.Çünkü bu alıştırmalar bilinçli bir sırayla dizilmiş.Mesela en son uygulamada artık istediğiniz soruyu,zaman mekan farketmeksizin yanıtlayabiliyor olacaksınız...

Bu ilk başlıkta uygulama eklemiyorum.Sadece bazı açıklamalar ve bilgiler var...
İşte ilk bölüm(kitabı birebir yazmıyorum,kitapta bu 2.bölüm ama ben 1.bölümü almadan 2.den başlıyorum...1.bölüm gerekli değil):

***
Altıncı Duyunuzdan Nasıl Yaralanabilirsiniz?
Bir Çağın Sonu

İki binli yıllara yaklaşırken hayatımızı yönlendiren mantık,akılcılık ve "bilimsel yöntem"in tek başına yetersizliği de artık anlaşılmış durumda.Ve dünya gitgide beş duyunun dışındaki duygu,algılayış ve inanç biçimlerinin yardımına başvuruyor.
Modern çağın kimliğini belirleyen "düz bir çizgide ilerleyn düşünce sistemleri"ne duyulan aşırı güven,insanlık tarihinde sık sık karşımıza çıkan bir olgu.Belki de bunun en büyük örneği,Fransız Aydınlanma Çağı'nın en büyük düşünürü Renê Descartes'tır. Descartes,kökleri Eski Yunan'a dayanan bir düşünce sistemini geliştirdi.Ne var ki,Eski Yunan,yani mantığın ve felsefenin doğduğu,bilimsel yöntemlerin ilk adımı atıldığı,aynı zamanda Delfi Tapınağı'nın da bulunduğu yerdir.Eski Yunanlılar,akılcı düşüncenin yetersiz olduğunu ve sezgilerin desteğine de ihtiyaç duyulduğunu biliyorlardı.
Bu kitabı(yazıları )bitirdiğinizde,altıncı duyunun en az "bilimsel yöntemler" kadar güçlü ve güvenilir olduğunu anlaycaksınız.

Altıncı Duyunun Yeniden Keşfedilişi

Bugünlerde altıncı duyunun kuşkulu bir ünü var.Geleneksel düşünüş,altıncı duyuyu elle tutulamayan,mistik,güvenilmez-ve dolayısıyla kadınlara özgü-olduğu gerekçesiyle saf dışı bırakıyor.Oysa-izin verdikleri takdirde-erkekler de altıncı duyularını kullanabilirler.Bazı şeyler onların da "içlerine doğar","içleriden bir ses" onlarla konuşur...
Kadınların altıncı duyusu,erkeklerinkindne daha güçlü değildir.Belki altıncı duyu pek de akılcı görülmediği için kadınlara mal edildi,öte yandan akılcı düşünce erkek beyinlere özgü bir yetenek olarak kabul edildi.Gerçekte geleneksel olarak "kadın işi" diye bilinen işlerde,altıncı duyuya pek az gereksinim duyuluyor.
Bu kitabı sizlere,kadın,erkek herkesin altıncı duyuya sahip olduğunu göstermek için yazdım;dileyen herkes bu gücü aynı oranda kullanabilir.

Altıncı duyumu Nasıl Kullanıyorum

Yaklaşık 20 yıldır Amerika'da ve Avrupa'da altıncı duyunun geliştirilmesi ve kullanılması üzerine kurslar veriyorum.Altıncı duyumun yetenekleri,iki kıtadaki üniversitelerin profesörleri tarafından onaylandı.Altıncı duyu uygulamacısı,altıncu duyusunu gündelik hayatında ve iş hayatında bilinçli olarak kullanan kişidir.
"Bilinçli olarak" diyorum çünkü,daha sonra göreceğiniz gibi alntıncı duyunuzu "bilinçsizce" hep kullanıyorsunuz zaten...

Altıncu duyu her ne kadar kulağa mistik,karmaşık bir kavram gibi gelse de,inanın çok pratik amaçlar için de kullanılabilir.Bu kitaptaki alıştırmalar sayesinde altıncı duyunuz aracılığıyla kesin,elle tutulur,güvenilir bilgiler elde edebilirsiniz.
Bu bilgilerden nasıl yararlanabilirsiniz?Bana danışan insanlardan size örnekler vererek bunu açıklayabilirim;doktorlar,avukatlar,üst düzey yöneticiler,yatırımcılar,adlarını mutlaka duyduğunuz çok ünlü kişiler ve aktörler..
Ben altıncı duyumu aklınıza gelebilecek her konuda kullanabiliyorum:

*Hiç bilmediğim yerlerdeki kayıp insanları bulmak için,

*Önümüzdeki altı ay içinde hisse senetlerinin değerlerini,altın fiyatlarını,borsanın durumunu tahmin etmek için,

*Doktorların teşhis koyamadığı rahatsızlıkların nedenini bulmak ve ilaçların etkilerini tahmin etmek için,

*Mahkemelerde savunma taktikelri geliştirmek ve karşı tarafın avukatlarının sorularını tahmin etmek için,

*Ve son olarak eğlenmek ve para kazanmak için,at yarışı bahisleri gibi...

Siz de altıncı duyunuzu bu gibi amaçlar için kullanabilirsiniz.
Bu kadar farklı alanlarda nasıl bilgi edindiğimi merak ediyor olabilirsiniz.Gerçekte,tıp alanı hariç,bu konularda hemen hemen hiçbirşey bilmiyorum.Az sonra göreceğiniz gibi,Bir konu hakkında ne kadar az şey bilirseniz,altıncı duyunuz da o kadar güçlü ve isabetli olur!!

Bir Yatırımcı,Altıncı Duyusuna Güvenerek,Bir Milyar Dolarlık Kumar Oynuyor

George Soros,tüm zamanların en başarılı yatırımcılarından biri olarak kabul edilir.Eğer yirmibeşyıl önce onunla çalışacak kadar şanslı olsaydınız,paranızın her iki yada üç yıl içinde iki katına çıktığını görecektiniz!
Soros bir yıl içinde tarihte hiçbir yatırımcının kazanmadığı kadar çok para (650 milyon dolar) kazanıyor.Bunu,sürekli olarak bir milyar doları (yada daha fazlasını) oradan oraya yatırarak yapıyor.

Herhangi bir üniversitenin ekonomi profesörlerine aynı kişnin sürekli olarak piyasa ortalamasının üzerinde kazanmasının mümkün olup olmadığını sorarsanız,size bunun matematiksel olarak imkansız olduğunu söyleyeceklerdir.Yatırımlarınızı yanlızca matematiksle hesaplara dayanarak yaparsanız,bu gerçekten de imkansız olabilir.Soros ise böyle yapmadığını itiraf ediyor.

Son kitabında Soros'a durum kötüye gittiğinde kaybı azaltmak için resmi (yani nicel,bilimsel,objektif) bir yöntem kullanıp kullanmadığını ve durumun (yani mantığının) aleyhine işlediğini nasıl anladığını soruluyor.İşte Soros'un yanıtı:

***Bir çeşit acı hissediyorum.Büyük ölçüde hayvansal içgüdülerime güveniyorum.
Fonun yönetim kurulundayken sırt ağrıları çekiyordum.Sırt ağrısının başlaması bana portföyümde bir sorun olduğunu bildiriyordu.Neyin yanlış olduğunu söylemiyordu,yani kuyruk sokumum ağrırsa,kısa pozisyonlarda;sol omzum ağrırsa nakit para konusunda bir sorun var,gibi.Ama beni,herşeyi yolunda sanarken bir sorun aramaya itiyordu.Bu bir yatırımcı için pek de bilimsel bir yöntem değil.***

Bu,gerçekten de bilimsel bir yöntem değil,ama Soros'un başarısı da su götürmez..Yarın sabah kalktığınızda sırtınız ağrıyorsa hemen paranızı yatırdığınız fondan çekin,demiyorum.Soros,yatırımlarından önce ortamı ekonomik,politik ve psikolojik açıdan derinlemesine inceleyen kurnaz bir adam.Şaşırtıcı olan,mantığı yanıldığında,altıncı duyusuna güvenmesi.
Siz de bunu yapmayı öğrenebilrisiniz...


* * * * * * *





Sezgiler Nasıl Gerçek olabilir? 6. his nedir? paylaşan: insanvegercekler2012
-Bilim araştırıyor
Bilim dünyası, “parapsikoloji” adı altında topladığı bu tür psişik güçlerin sırrını 1800 lerden beri araştırıyor.
Parapsikoloji terimi ilk kez 1930’lu yılların başında A.B.D’de Duke üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L.Rhine tarafından yürütülen psişik çalışmalarda kullanıldı ve sonra bilim dünyasında benimsendi. Beynin tüm sırları henüz çözülemedi ancak yine de bu konuda çok ciddi araştırmalar sürdürülüyor, denekler üzerinde testler yapılıyor ve her geçen gün çeşitli sonuçlar elde ediliyor.
Yapılan son deney ve araştırmalar ile “altıncı his” denen şeyin bir söylenti ya da metafizik olmadığını ortaya koymuş.
Bazı kuramlara göre önsezi veya telepati, beynimizden yayılan manyetik dalgalara bağlı. Beynimizdeki bağımsız bir algılama merkezi sadece insan beyninden yayılan elektriksel dalgaları değil, çeşitli doğa olaylarının meydana getirdiği elektromanyetik enerji dalgalarını da algılıyor olabilir. Böylece olacaklar “içimize doğuyor”.
Diğer yandan bilim adamları hem hayvanlar hem de insanlar arasında cinsel etkileşimi (ve aşkı) tetikleyen kimyasal bir molekül ile beyinde bunu algılayan bir merkezin varlığını keşfettiler.
Aslında yakın zamana kadar “Feromon” adlı bu kimyasalların sadece hayvanlar tarafından salgılandığı ve algılandığı sanılıyordu. Fakat son yıllarda insanlar tarafından da salgılandığı saptandı. Feromonlar hayvanlar aleminde seks güdüsünü harekete geçiriyor. Biraz düşününce, bizde erkek ve kadın arasında aşkın doğmasını da feromonlara borçlu olduğumuz anlaşılıyor. Feromonlar yalnızca seks içgüdüsünü uyandırmıyor, hayvanlar arasında haberleşmeyi de sağlıyor. Bilim diyor ki, insanlar arasındaki telepatiyi de feromonlar sağlıyor olabilir. İnsanlar arasındaki telepatik haberleşme, bazı olayları önceden algılama, bazı doğa olaylarını sezinleme gibi olayların nedeni acaba sadece feremonlar mı?..
Yapılan bilimsel deneylerde beynin işleyişinin bazı kritik olaylar olmadan daha önce belirgin bir değişime uğrayarak yoğunluk kazandığı da gözlemlenmiş.
Bu tür araştırmaların doğrulanması halinde, “altıncı his” ve “deja vu” gibi herkesin yaşayabildiği paranormal olaylar da bilimsel düzeyde açıklanabilecek..
-Şimdi okuyacaklarınız ise bir James Bond veya bilim-kurgu filminin senaryosu değil:
CIA 1970’lerden 1995 yılına kadar sürdürdüğü “Stargate Projesi” ile SSCB’ye “psişik casusluk savaşı” açmıştı.
sezgi ne demek Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinEn önemli silahları ise 6. hissi güçlü olduğu bilinen askerleriydi. Cambridge Üniversitesinde sürdürülen çalışmalardan alınan sonuçlar ise, gelecekten haber almanın mümkün olabileceğini düşündürüyor.
Bugün dünyanın en etkin parapsikoloji laboratuarı da A.B.D.de Foundation For Research on the Nature of Man, yani İnsan Doğasını Araştırma Vakfı’na bağlı olarak çalışan parapsikoloji laboratuarı. Kim bilir, belki de gelecekte bir gün enerjinin doğası, var oluşumuz hakkında birçok bilinmeyen, 6 histen hareketle birer birer çözülmüş olacak!! -ABD’de yapılan deneylerde, yüzde 53’lük oranla yapılan tahminler, “önsezi” kavramının kanıtı oldu. Filmlere ve kitaplara konu olan “geleceği görme” yeteneği ilk kez bilimsel bir deneyle ‘ete kemiğe büründü…’ ABD’nin New York eyaletinde yer alan Cornell Üniversitesi psikoloji bölümünde görevli Prof. Daryl Bem, binden fazla gönüllü üzerinde dokuz deney yaptı.
Parapsikoloji ve psişik yetiler konusunda çalışan Bem’in yaptığı deneylerin birinde, katılımcı öğrencilere ezberlemeleri için bir kelime listesi sunuldu. Bu aşamanın ardından da “İleride size listedeki bazı kelimeler sorulacak. Sizce bunlar hangileri olacak” diye soruldu. Ve deneklerin yüzde 53’lük bir kısmının, kendilerine sorulacak kelimeleri doğru tahmin ettiği görüldü.
Bir diğer deneyde de katılımcılara bilgisayar ekranında, birinde erotik fotoğraf gizlenmiş iki perde grafiği gösterildi. Deneklerin erotik görselin hangi perdeli grafikte saklı olduğunu tahmin etmeleri istendiğinde, yine yüzde 53 oranında doğru tahmin yapıldı.
Bazı çevreler söz konusu sonuçların tamamen bir rastlandığı olduğunu savundu. Lakin böylesi bir rastlantı ihtimalinin matematiksel olarak sadece 74 milyarda bir olduğu açıklandı.
Yapılan deneyler akıllara, ünlü yönetmen Steven Spielberg’in Minority Report (Azınlık Raporu) adlı bilimkurgu filmini getirdi. Tom Cruise’un başrol oynadığı film, suçların, işlenmeden önce öngörülerek engellenmesi temasını işliyordu.
-Kabbalah’a göre Altıncı His
Psikologların yapmış oldukları araştırmalar neticesinde, dış dünyamızdan aldığımız bilgileri tasnif ve yorumlamak sürecini, İDRAK Dediğimiz anlamak yeteneği işletmektedir. Başka bir deyimle Psikologlar bize ÖN BİLGİYE İhtiyacımız olduğunu söylemektedirler.
Tarih boyunca Felsefe ve İlim beşeriyetle birlikte ilerleyerek geliştiklerini görüyoruz. Günümüzde İlim ve Felsefeyle uğraşan aydınlar ve âlimler etrafımızı saran dünya gerçeklerini araştıran ve inceleyen insan faktörünün bu konuda sınırlı kaldığını kabul etmektedirler.
sezgi nedir Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinBir an için insanı, dışardan geleni duyumsayan, hisseden ve anlayan bir kara kutu olarak varsayalım. İhtiyacımız olan bilgilerin bu kara kutunun içine nasıl girdiklerine bir göz atacak olursak. Bütün bilgilerin hislerimizin aracılığı ile kara kutuya girdiklerini görürüz.
Hislerimizin dayandığı beş duyu, sabit bir rakam (Miktar) olduğundan bizim için bir sınır teşkil etmektedir. Böylece yapmış olduğumuz bütün araştırma ve incelemeler, beş duyu sınırları içinde kaldığından, sadece mevcut duyularımızın sınırları içinde kalan maddi dünyaya ait gerçekleri görebiliyoruz. Bu sebeple bu sınırların dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri görebileceğimiz araç ve aletleri yaratamıyoruz. Şimdiye kadar yarattığımız aletler, var olan duyularımızın etki alanlarını genişletmekten ileri gitmemiştir.
Sınırlı beş duyularımızın dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri hissetmek için artı bir duyuya ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Belki başka boyutlarda var olan başka dünyalar ve bu dünyalarda varlıklarını sürdüren yaratıklar da vardır ama biz onları hissedemiyoruz çünkü onları hissedebilecek uygun duyulardan yoksun bulunmaktayız.
Belki hissedemediğimiz, bizimkinden daha geniş ve farklı olan öbür dünyada varlığımızın gerçeklerinden olan doğuşumuz, hayatımız boyunca başımızdan geçenlerin ve ölümün nedenleri bu öbür dünya dediğimiz yerde bulunmaktadır. Bunları bilmeden varlığımızın hedef gördüğü gerçek amacın ne olduğunu da bilemeyiz. Dünyamızda, bazı insanlar, ek duyumlarıyla elde ettikleri artı hisler sayesinde bizim gördüğümüz gerçek tablodan daha geniş ve daha gerçek bir tablo görürler. Bu insanlara biz Kabalacı (Mekubalim) diyoruz, çünkü onlar yüksek seviyelerden gelen bilgileri almayı ve hissetmeyi bilirler. Bu kişiler, etrafımızı saran bizimkinden daha üstün dünyaların varlığını bize bildirmektedirler. Bu dünyalar bir soğan gibi iç içe gelişmiş tabakalar halinde olup, merkezinde bizim dünyamız bulunmaktadır.
Bizler bu dünyanın içinde doğar, yaşar ve ölürüz. Bizler sadece bu bizim dediğimiz dünyayı hissedebiliriz. Kabalacılar buna yaşadığımız dünya OLAM HAZEH, Diyorlar çünkü Evrenin hakiki gerçeklerinde ufak bir yer kapsamaktadır.
Kendimizde artı bir Manevi duyu geliştirirsek, bu duyu sayesinde, bir bütünü teşkil eden evrenin gerçeklerinden daha geniş bir parçası olan gelecek dünya’yı hissedebiliriz. Türkçe buna öbür dünya diyoruz.
Bize öbür dünya’yı hissetmeye yardımcı olacak sistemin adı Hohmat A Kabala olup bize, gizli kalmış hakiki gerçekleri nasıl algılayacağımızı öğreten de odur.
Bilincinde olmadığımız bu gizli kalmış gerçeklerle irtibat kurmamızı sağlayacak artı duyu’yu geliştirmek için kendimizde, iç dünyamızda bazı değişiklikler yapmak mecburiyetindeyiz.
sezgi gücü Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinMisal; Radyo alıcısının içindeki dalga ayarı, dıştan gelen radyo dalgası ile % 100 uyum sağladığı zaman dıştan gelen neşriyatı yakalayabilir.Biz insanlar da bir radyo alıcısına benzetilebiliriz, bizde de durum aynı, içimizdeki nitelikler karşılığında dış dünyamızda olan nitelikleri yakalayabiliriz iç dünyamızın içinde, dış dünyamızda kalan niteliklere karşı uyum sağlayan nitelikler yoksa dış dünyadan hiç bir şey hissedemeyiz.
Dış dünyamızda var olanları hissedebilmek için, içimizde, iç dünyamızda var olan nitelikleri geliştirmenin gerekliliğini anladıktan sonra, tanımadığımız manevi dünyayı hissedebilmek için gerekli uygun niteliklerin bizde eksik olduklarını anlıyoruz. Bizde eksik olan nitelikler nelerdir?
Bu niteliklere sahip insanların söylediklerine göre, insan karakteri itibariyle tam anlamıyla egoisttir. İnsanın, düşündükleri, istekleri, konuşarak düşünerek ve fiilen yaptıkları olsun, bütün bunlar kendine olan sevgisinden kaynaklanmaktadır, öylesine ki bütün bunlar kendi istifadesi içindir.
Görünüşte bir başkasına iyilik yapan ya da başkaları hakkında iyilikler düşünen kişilerin bunu yaparken gerçek amaçlarını derinlemesine inceleyecek olursak, bunları sırf kendi menfaatleri için yaptığını görüp ve yapmış olduğu iyilikler vasıtasıyla, göze görülmez bir şekilde başkasını kendi çıkarlarına alet ettiği görülmektedir.
Manevi duyu’ya sahip olmakla, bu dünya kaybolup onun yerine başka bir dünya, öbür dünya gelecek değildir. Şimdi hissettiğimiz gerçeklerden oluşmuş olan tablodan başka, artı gerçekleri hissedebileceğimiz zaman, var oluşumuzun ve hayatımızın nedenlerini içeren kaynağın öz’ünü görüp onu anlayabileceğiz. Bununla beraber manevi duyumuz yeterince gelişinceye kadar şimdilik (Mekubalim) Kabalacıların yolunda giderek onların tavsiyelerine uyabiliriz. Bu kişiler burada bizimle olmalarına rağmen her iki dünya gerçeklerini hissettiklerinden, onların bize söylediklerini yapmak, gittikleri yoldan gitmek imkânlarına sahibiz.
Bu gerçeklerin şimdiye kadar neden açıklanıp izah edilmediğini Kabalacılar bize şöyle anlatmaktadırlar. Dünyamızın altı bin yıllık mevcudiyeti boyunca ruhların dünyamıza inmeleri ve bedenlerin içinde yerleşmeleri, bir birini takip eden bir düzenin varlığından söz edilmektedir. Bu düzene göre, ilk iki bin yıllık dönem boyunca dünyaya inmiş olan ruhlar, son derece arınmış tertemiz ve saf ruhlardan ibaret idi, bu ruhların (Tikun) onarım yapmaya ihtiyaçları yoktu. İkinci iki bin yıl zarfında inen ruhlar, öncekilere nazaran kaba ve arınmamış ruhlar olduğundan, arınmak için gerekli bir araca ihtiyaçları vardı.
sezgi nedir felsefe Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinBu aracın ismi Tora Şebihtav, Tevrat’ın yazılı metinleridir ki bu dini kurallar gereğince fiilen işlenen sevaplar sayesinde ruhlar arınarak gereken seviyeye ulaşmak fırsatını elde ettiler. Bu ikinci iki bin yıllık süreçte insanlar Tevrat’ın sadece yeryüzünde işlenebilir Mitsvot, Sevaplar kısmını kullanarak arındılar.
Bu nedenle üçüncü yüzyılda yazılmış olan ZOAR Kitabı, onbirinci yüzyıla kadar saklı kalmıştır. Zohar kitabı onbirinci yüzyıldan sonra her kuşakta sadece seçkin kişilerin önüne çıkmıştır. Ta ki yaklaşık bundan 450 sene evvel A Ari Akadoş Rabbi Yitshak Luria, 450 sene evvel şöyle demiştir.Bu dönemden itibaren herkes küçükten büyüğüne kadar Kabala öğrenimi ile uğraşmak zamanı gelmiştir, çünkü bu dönemde inen ruhlar, en kaba vaziyette olan ruhlardır, bu ruhların arınmaları için Tevrat’ın bütününe ihtiyaç vardır, hatta Tevrat’ın içerdiği sırların bulunduğu bölüme bile ihtiyacımız olduğunu bize yazılarıyla söylemiştir.
-Duyular dışı algılama yeteneği
Bazen hepimiz, bizi sadece maddî yaşamla sınırlayan beş duyumuzun dışına taştığımızı fark ederiz. Telefon çalar, kimin aradığını bilirsiniz, o gün ısrarla anımsadığınız eski arkadaşınıza yolda rastlarsınız. İlk kez karşılaştığınız bir yabancının, hayatınızda önemli bir yere sahip olacağını algılarsınız. Yakınlarınızla ilgili çeşitli haberci rüyalar görür, hatta onların geleceklerine ait sezgilerin sahibi olabilirsiniz. Bütün bunlar sizin duyular dışı algılama (DDA) yeteneğinizin olduğunu gösterir. Hepimizin değişik bir şuur hâline açılan çeşitli pencereleri vardır. Şuurumuzu, şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü, tüm varlıkların içinde saklı şekilde mevcuttur. Bu güce “Psişik Yetenek” veya “Ruhsal Güç” adını veriyoruz.
Ruhsal Gücümüz hemen hemen her gün bizi sınırlayan beş duyumuzun dışına taşmamıza neden olur fakat “neden ve nasıl” sorularına yeterli cevap veremediğimiz için bu potansiyel güç de, gizli bir hazine gibi varlığımızın derinliklerinde saklı kalır. Ve yaşamda uygulama alanı bulamaz. Dünya yaşamı hepimize sunulmuş çok büyük bir armağan ve kendimizi geliştirmek için kullanılacak imkânlar dizisidir. Ruhsal Güçlerin, ilham ve önsezilerin bize sağladığı en büyük fayda, yaşamı sadece biyolojik bir varoluş biçiminden kurtarmaktır. Her şeyin ardında asıl sebebi saklıdır. Görünenin ardındaki görünmeyeni görünür kılmak ve onun nimetlerinden yararlanmak bizim doğuştan hakkımızdır.
sezgicilik Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | Telkin-Paranormal Algılamalar ve Sezgiler
İnsanlık var oldu olalı dünya realitesi ve hakikatler hakkında üç ana kanaldan bilgi edinmektedir. Bunlardan ilki gözlem yoluyla elde edilip akıl vasıtasıyla sentezlenen bilgiler, diğeri sezgi vasıtasıyla kendi öz varlığından elde etmiş olduğu bilgiler ve son olarak da ruhsal varlık ve planlardan tebliğ yoluyla elde etmiş olduğu bilgiler. Bu üç ana kaynak insanlığın dünya okulundaki eğitim ve öğreniminde gelişimi artırıcı önemli birer araç vazifesi görmektedir.
Sezgi bilginin veya bir etkinin duyularımızla herhangi bir bağlantı kurmadan, direk algılanması ve idrak edilmesidir. Aynen psişik, paranormal algılarda olduğu gibi herhangi bir duyu organı kullanılmadan bir bilgi bizim algılamalarımıza çarpar ve bu şekilde bir anlayışa ulaşabiliriz.
İnsanın öz varlığında mevcut birtakım bilgilerin, düşüncelerin, tesirlerin doğrudan doğruya elde edilmesine sezgi denilmektedir. Sezgi vasıtasıyla bilgi edinme bilebildiğimiz çok eski zamanlardan beri bazı kişi ve gruplar tarafından birçok alanda şuurlu bir şekilde kullanılmıştır. Özellikle ezoterik eğitim sistemini benimseyen inisiyasyon gruplarında psişik yeteneklerin ve sezgisel yolla bilgi edinmenin geliştirilmesi önemli bir yere sahipti.
Örneğin inisiyasyon içerisindeki müritler, mürşitlerinin kendilerine yönelttikleri sembolik bilgi sorularını çözerken veya gelecek, kozmos, astral dünya, ruhsal dünya, tekrar doğuş, tekamül, yasalar v.b. gibi konular hakkında bilgi edinirken veya bilgilendikleri bu konuları idrak ederken durugörü ve sezgiyi kullanıyorlardı. Mu Uygarlığı ve Atlantis’te, Eski Hindistan, Eski Mısır ve Yunan kültürlerinde, Çin, Tibet, Kuzey Amerika yerlileri ve şaman gibi bazı toplumlarda sezgisel bilgisini ve durugörüsünü kullanan birçok insanın izine rastlanabilir.
-Sezgi Kanalları
Sezgi iki temel alandan bize ulaşmaktadır. Bunlardan ilki fizik plandır yani ruh varlığının bir bedeni kullanarak enkarne olduğu alan. Diğeri de bu ruh varlığının uzandığı asıl mekanı, ana vatanı olan ruhsal plan. İnsana fizik plandan gelen tesirler genel olarak bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışından kaynaklanırlar. Bu kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler genelde bizim ihtiyacımız olan gelişimimizle ilgilidir. Yaşadığımız olaylar ve ruh halleriyle ilgili fikir, yorum ve bilgileri bu şekilde elde ederiz. En önemli sezgi kaynağı ise bilinçdışından gelen bilgileridir.
altıncı his indir Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinRuhsal alandan gelen sezgilerin kaynakları ise bedensiz varlıklar ve onlarında tabi olduğu ruhsal planlardır. Buradan gelen tesirler kimi zaman bizim bedenimize, şuuraltımıza, üst şuurumuza kadar yansıyabilirler. Fakat burada beden ve ruh arasındaki ilişkiyi temin eden perispri dediğimiz ara vasıta kullanılmaktadır. Bedensiz varlıklardan ve ruhsal dediğimiz planlardan kaynaklanan tesirler bizim perisprimiz vasıtasıyla şuurumuza ulaştığında sezgisel bir bilgi edindiğimizi hissederiz.
Bazen nadir de olsa birtakım parazit tesirleri de algılayabiliriz. Gerek fizik gerekse ruhsal dünyada inanılmaz bir mantal akış vardır. Adeta bir düşünce yağmuru altındayızdır. Kimi zaman bizimle ilgisi olmayan başka varlıkların yayınlarını algılayabilir ve sezgisel bir bilgi edindiğimizi sanırız. Bu hataya düşmemek gerekir. Bu açıdan sezgilerin alınıp kullanılmasında çok dikkatli olunmalıdır. Her algıladığımız tesir yüksek nitelikli olmayabilir. Ya da başkasını ilgilendiren bir bilgiyi tamamen kendimize mal edebiliriz. Bunu önlemek için bize ulaşan o tesirin niteliği onu nasıl yorumladığımız, bize ulaşma zamanı ve tarzı, bizim için ne anlam ifade ettiği gibi bazı kriterleri göz önüne almak gerekir.
Rüyalar geldiği kaynak açısından sezgilere benzerler. Onlarda hem bizim şuuraltımızdan, üst şuurdan hem de ruhsal dünyadan rehber varlıklardan bize kadar ulaşırlar. Yalnız burada bir fark vardır. Sezgi aracılığıyla belli belirsiz bize ulaşan tesirler rüyada imajlara bürünürler. Bu bilgiler rüyada oldukça semboliktir ve yapılması gereken yorum kişinin kendisine kalmıştır. Sezgide ise bir his tarzında belirir.
Görünüş itibariyle sezgi telepatiye benzetilebilir, doğrudur da. Gerçekten sezgi telepatiye benzer fakat arada bazı farklar vardır. Öncelikle telepati karşılıklı bir iletişimdir sezgi ise tek yönlüdür, sezgi yoluyla gelen tesirin kaynağı bilinmez. Telepatide kiminle iletişimde olduğumuzu biliriz. Bir başka fark ise telepati anında oluşan bir iletişimdir yani iletişimin başlaması ve bitmesi hemen hemen aynı anda olur. Fakat sezgisel bilgi bize ulaştığı anda hemen ortaya çıkmaz. Onun psişik bünyemize yerleşmesi ve uyanık şuurumuza ulaşması arasında bazen uzun bir süreç yaşanır. Bize ulaşmış bir tesiri algılayabilmemiz için şuurumuzun belli bir frekansa o an uyum sağlamış olması lazım. Yani bizde bir boşluk olmalı ki o boşluktan bilgi akabilsin. Kısacası telepati yatay sezgi ise dikey bir tesir akışıdır.
-Sezgi ve Paranormal Algı Arasındaki Fark
Bunu tüm paranormal algılarımız için de düşünebiliriz. Sezgi ve paranormal algı arasındaki fark tesirin yatay veya dikey olmasından kaynaklanır. Örneğin bir çocuk tehlikeli bir kaza yaşıyor ve ondan uzakta olan annesi o anda bu durumu bir şekilde hisler tarzında algılıyor. Kendini kötü hissettiğini ifade edebilir, sıkıldığını, sinirlendiğini bildirir. Bu çocuk ve annesi arasındaki sempatizasyondan kaynaklanan bir durumdur. Çocuk tehlike altında iken bunu mantal bir düzeyde devamlı yayınlar bu yayını çocuğa sempatik bir alanla bağlı kişiler çekecektir ki doğal olarak annesi bu durumu algılayabilir. Burada yatay planda bir bilgi akışı, tesir alış verişi mevcuttur. altıncı his izle Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | Telkin-Rüyalarda Verilen Bilgi Sezgidir
Ayrıca sezgiye bağlı olmak üzere şuuraltından, üst şuurdan gelen tesirler başka isimlerle de anılabilir ki bunlardan bir tanesi de rüyadır. Rüyalar, sezgi hakkında anlattığımız tesirin yani bilgi akışının, klişeler veya imajlar haline gelmiş şekillerinden ibarettir.
Rüyalarda verilen bilgi belirsizdir. Yani sezgide, belirsiz olan, açık ve seçik olmayan ve aynı zamanda da olağandışı olan bir mekanizma, rüyalarda daha belirgindir. Çünkü aslında, bütün sezgiler ve sezgi yolu ile gelen bilgiler alışılmışın dışındadır. Yani zihnin akıl yürütmesi yoluyla bazı mantıksal sonuçlara gitmesi sezgi değildir. Örneğin, bir kişinin ekonomik görüşü gayet iyi olabilir ve der ki, “iki ay sonra şu iş şöyle olacaktır, şu malın fiyatı artacaktır, derhal stoğa gidin”. Ve hakikaten de o malın fiyatı artar. Şimdi bu sezgi değildir. Bu kişi sadece mekanik bir sistemi yani ekonomi psikolojisini ve organizasyonunu iyi bilen keskin görüşlü ve zeki bir kimsedir.
Rüyalar, şuuraltından yansıyan sezgilerin, vizyon, rüyet, imajlar ve bazı sahneler tarzındaki sembolik ifadeleridir. Rüyalar çoğu kez, insanın kendi psişik yapısından kaynaklanır. Freud’un ve Jung’un rüyalar hakkında haklı oldukları bölümler vardır. Rüyaların büyük bir kısmı o kişinin kendi şuuraltından kaynaklanırsa da öyle rüyalar vardır ki, onlar, ruhsal varlıkların yardımlarıyla uyarmaları ve bilgi aktarışlarıyla ilişkili olmak üzere belli frekanstaki bazı yayınların bizim tarafımızdan yakalanmasından ibarettir. Bazı rüyalar, Yukarı’nın bir tür yayın şeklidir. Ve biz bu yayını kısmen veya tamamen yakalayabiliriz. Bu bize ve o günkü durumumuza bağlı bir husustur. Bir de kehanet rüyaları adını verdiğimiz rüya tipleri vardır ki, kehanet rüyalarında o varlığın şuuraltı ihtiyacı devreye hiç girmez. Yani o kişinin şahsiyetiyle, şahsi bilgisi ve endişeleriyle alakalı olmayan fakat görmek zorunda olduğu rüya tipleridir. Çünkü o varlık, yetenek bakımından bu tip bir bilgiyi aktarabilecek güçte olduğu için vazifelendirilmiştir ve kehanet rüyasını görür. Kehanet rüyaları genellikle hiç unutulmaz ve hemen bir sebep oluşturularak kaydetme imkanı ortaya çıkarılır. -Çok yakın gelecekte olacakları hissedebilme yeteneğine dair güçlü kanıtlar sunan bir araştırma yayınlanacak.
Dünyanın en prestijli psikoloji dergilerinden Personality and Social Psychology (Kişilik ve Sosyal Psikoloji) yeni sayısında “duyuötesi algı”, yani gelecekte olacakları hissedebilme yeteneğine dair güçlü kanıtlar sunan bir araştırma yayınlayacağını açıkladı.
Psikoloji araştırmacılarının bazıları çalışmayı merakla beklerken, bazıları da bilimsel nitelik taşımadığını savunuyor. ABD’nin Cornell Üniversitesi’nden emekli profesör Daryl J. Bem’in yaptığı araştırmada son on yılda yapılan dokuz deney yer alıyor. Deneylerde öğrencilerin rastgele olayları doğru olarak hissedebilme yetenekleri test ediliyor.
Örneğin, öğrencilerden bilgisayar ekranının sağında mı yoksa solunda mı bir fotoğraf ortaya çıkacağını söylemeleri isteniyor.
-Ruhsal Bilimleri Araştırma Vakfı (Spiritual Science Research Foundation) nın yazı dizisinden
altıncı his film izle Ali Gülkanat | Kişisel Gelişim | NLP | TelkinAltıncı his, görülmeyen varlıkları görebilmeyi mümkün kılan duyumuzdur, ayrıca normal zekamızla anlayamadığımız pekçok olayın sebep-sonuç ilişkisini anlamamızı sağlar, medyumluk, sezgi hep altıncı duyu konusudur.
Gördüğümüz dünyayı beş duyumuzla (görerek, dokunarak, koklayarak, tadarak ve işiterek) algılarız, tabii bir de zekamız işin içine girer. Görünmeyen dünyayı anlamak içinse, beş duyumuz yeterli değildir. Bunun için altıncı duyuya ihtiyacımız vardır.
Altıncı duyu ile ilgili basit bir örnek verelim: Önünüzde bir demet gül varken, bu güllerin kokusunu duymamız olağandır ama evinizin içinde otururken, pencere kapalıyken, evde hiç gül veya başka bir çiçek yokken, birdenbire, durupdururken gül kokusu duyarsanız ve bu kokuyu sizden başka kimse duymaz, hissetmezse, işte bu altıncı histir.
Biz görmesek de, görünmeyen şeyler çevremizde bulunmaktadır, altıncı hissimizi geliştirmek için bu konuda pratik yapmamız, çalışmamız gerekir. Altıncı duyuyu bir televizyon antenine benzetebiliriz, nasıl ki, televizyonunuzun anteni olmazsa, gözle görmediğimiz ama var olduğunu bildiğimiz, sinyalleri alamazsa, biz de altıncı duyumuz olmadan gizli dünyayı göremeyiz. Tanrı’nın varlığını hissedebilmek için de altıncı duyuya ihtiyacımız vardır,
Altıncı duyumuz geliştirmekten söz ettik. Bu kademelerden oluşuyor ayrıca kadınların altıncı hislerinin erkeklerden daha güçlü olduğuna inanılıyor. Örneğin, Nostradamus’un %50 oranında bir altıncı duyuya sahip olduğu düşünülüyor. Altıncı his kademesi, bir insanın altıncı hislerinin kapasitesini, ruhsal yönden gelişmişliğini ifade eder, bu kademeler 1′ den 100’e kadardır. Normal insanların altıncı hislerinin %20 civarındadır, bir insanın altıncı his düzeyi %70’i geçerse, işte o insana Aziz, Ermiş, Kahin deniliyor.
-Beynimiz ve sezgi
Sezgi, günümüzde en çok tasarımcı, sanatçı ve mucitlerde görülüyor. Beynimizin sağ yarı küresinin sıklıkla kullanıldığı bu durumlarda sezgisel kapasitemiz artıyor. Diğer yandan yapılan bir çok bilimsel araştırmada beynimizin sinir sisteminin bir parçası olan empatik nöronlarımızın önseziler konusunda asıl rölü üstlendiği gözlemlenmiş.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle

Arşiv

Online Üyeler

    Online üye yok !

Bülten Kayıt

b