Genel :

bilimist

bilimist Yazdı...



İngiltere`de, Lincolnshire`de dünyaya geldi. Bir çiftçinin oğluydu.

29 Nisan 2015 Bu içerik 916 kez okundu.

İngiltere'de, Lincolnshire'de dünyaya geldi. Bir çiftçinin oğluydu. Dünya ile nesnelerin birbirini çektiğini keşfetti.
Matematiksel dehasıyla bu çekim gücünü açıklayabilecek kuramı ortaya koydu. Kepler'in gözlemlerine göre Dünya ve diğer gezegenler Güneş'in etrafında elips şeklinde bir rota izliyorlardı; Newton bu gözlemleri matematiksel olarak ispatlamanın yolunu buldu.

Newton'un optik alanında yaptığı deneylerde cam prizmadan geçen ışığın mordan kırmızıya farklı renlere ayrıldığını keşfetti. Bu keşfiyle Güneş ışığının beyaz renginin aslında diğer renklerin birleşmesinden oluştuğunu da bulmuş oldu.

1642 yılında İngiltere'nin Woolsthrope kasabasında dünyaya gelen Newton'un en önemli buluşu, diferansiyel ve integral hesabı keşfetmesidir. Zaten Newton'u dünyada gelip geçmiş üç büyük matematikçiden biri yapan buluşu budur. İşin teknik yönü, üniversitelerde uzun uzun verilir. Bu nedenle, sadece adı bizim için şimdilik yeterlidir. Newton, bir ara teolojiye de ilgi duydu. Bu konuda bazı yorumları ve düşünceleri de vardır. Newton, 1661 yılının haziran ayında Cambridge'deki Trinity College'e girdi. Giderlerinin bazılarını karşılamak için okulda bazı işlerde çalışıyordu. İç harp İngiltere'de tüm şiddetiyle sürüyordu. Önceleri yavaş, fakat sonraları çabuk olarak kendini toparladı ve çalışmalarına daldı. Newton'un matematik öğretmeni Isaac Barrow (1630 - 1677), hem ilahiyatçı ve hem de matematikçi biriydi. Matematikte parlak fikirli olan Barrow, öğrencisinin kendisinden çok ileride olduğunu kabul ediyor ve 1669 yılında matematik kürsüsünü bırakıp sırası gelince, yerini o eşsiz büyük deha Newton'a bırakıyordu.

Barrow, geometri derslerinde kendine özgü yöntemlerle, alanları hesaplamak, eğrilere üzerindeki noktalardan teğet çizmek için yollar gösteriyordu. İşte bu dersler Newton'u diferansiyel ve integral hesabı bulmaya ve bu sahada çalışmaya yönelten ilk adımlardır. Diferansiyel ve integral hesabın bulunmasında, değişken, fonksiyon ve limit kavramı kullanılmıştır. Fonksiyon kelimesini ilk kez Leibniz kullanmıştır. Bugüne kadar da bu sözcük değiştirilmemiştir. Limit fikrini ve kavramını Newton ve Leibniz kullanmıştır.

Özellikle Newton bu sahada başarılı olmuştur. Her ikisi de çok yönlü olan bu dahiler, aynı zamanda birbirlerinden habersiz az çok farklılık gösteren yöntemleriyle diferansiyel ve integral hesabı bulmuşlardır. Isaac Newton, 1727 yılında böbreklerindeki rahatsızlık yüzünden yaşamını yitirdi.

Isaac Newton, (4 Ocak 1643 (25 Aralık 1642) – 31 Mart 1727(20 Mart 1727)) İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, felsefeci ve kimyacıdır. Tarihteki en etkileyici bilim adamı olduğu düşünülür. Bilim devrimi ve bilimsel metod, onun adıyla anılır.

Bir çiftçi olan babası, Newton doğmadan üç ay önce öldü. On iki yaşında Grantham’da King’s School’a yazılan Newton, bu okulu 1661’de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’ndeki Trinity Kolej’e girdi. Nisan 1665’te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667’de Trinity Kollej’e öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin türev ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayımlamıştır.

Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669’da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671’de ilk aynalı teleskobu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society’ye sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.
1675’de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678’de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Cambridge Üniversitesi’nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689’da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693’de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699’da Fransız Bilimler Akademisi’nin yabancı üyeliğine 1703’de Royal Society’nin başkanlığına seçildi.

Gelmiş geçmiş bilim adamlarının en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Newton, matematik ve fizikte çok önemli buluşlar gerçekleştirdi. Matematikte (a+b)ª ifadesinin üstel seriye açınımını veren genel iki terimli teoremini buldu. Newton’un bilime en büyük katkısı mekanik alanındadır. Merkezkaç kuvveti yasası ile Kepler yasalarını birlikte ele alarak kütle çekim yasasını ortaya koydu. Newton hareket yasaları olarak bilinen eylemsizlik ilkesi, kuvvetin kütle ile ivmenin çarpımına eşit olduğunu ifade eden yasa ve etki ile tepkinin eşitliği fiziğin en önemli yasalarındandır.

Newton yaptığı çalışmalarda bazı hesaplamaların içinden çıkamayınca kendi bulduğu formüllere uyması için bazı varsayımlar ortaya atmak zorunda kalmıştır. Kendisi de bu varsayımların hatalı olduğunu bilmesine rağmen bunları kullanmak zorunda kalmış. İlerleyen yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarla Newton’un bu hataları tespit edilmiştir. Ama yine de yaptığı çalışmalara kıyasla bunlar göz ardı edilmiştir.

ewton'un Çocukluğu

Hanna, küçük çocuğunu kendi anne bahasına bırakmıştı. Küçük Isaac Newton üvey babasına, büyükanne ve büyükbabasına, teyze ve dayılarına pek bağlılık hissetmemiş gibi görünüyor. Isaac yalnız ve sevgisiz büyüdü.

Bölge okullarında aldığı ilk eğitimin ardından Newton on iki yaşına geldiğinde Grantham'daki King's School'a gönderildi. Evleri okula çok uzak olduğundan Newton burada Clark adında bir eczacının evine yerleşti. Clark, Newton'a çok iyi davranıyor ve onu ellerini kullanarak birşeyler yapması konusunda özellikle cesaretlendiriyordu. İkinci kocasının 1656'daki ölümünün ardından Newton'un annesi ikinci evliliğinden olan üç çocuğuyla birlikte Woolsthorpe'a döndü. İki yıl sonra da on dört yaşındaki Isaac'i çiftlik işlerinde ona yardımcı olması için okuldan aldı. Isaac'in aklı sürekli başka şeylerle meşgul olduğundan çok geçmeden onun yetersiz bir çiftçi olduğu anlaşıldı. Newton, dayısının tavsiyesi üzerine University of Cambridge sınavlarına hazırlanması için yeniden King's School'a gönderildi.

Newton yeniden Clark'ların evine yerleşti; ailenin üvey kızı Catherine Storey'le çok yakın dost oldular. Storey'in ilerleyen yaşlarında kendisiyle uzun bir konuşma yapma şansı bulan eski yapıtlar uzmanı William Stukeley'ye göre Newton "Her zaman ölçülü, sessizce düşüncelere dalan genç bir adamdı ve okuldaki erkek çocuklarla takılmak yerine, kızların arasında olmak pahasına evde zaman geçirmeyi seçen biriydi". Cambridge'e hazırlandığı dönemde Newton'un çocukluk aşkı Catherine'e duyduğu ilgi daha da arttı. Isaac ve Catherine nişanlandılar. Stukeley'le devam edelim: "Sir Isaac ve Catherine'in birlikte büyümüş olmalarına karşın Newton'un Catherine'e her zaman büyük bir tutkuyla bağlı olduğu söylenirdi ki Catherine de bunu yadsımıyor. Gerçi Catherine Newton'a aynı duyguları beslemiyordu. Newton'un üniversitede hoca olmasından dolayı evlilik, onu bekleyen talihi ve hatta çalışmalarıyla da uyumlu değildi. Newton'un Catherine'e her zaman büyük bir iyilikle yaklaştığı kesin. Newton İngiltere'de olduğu zaman, Catherine'in her iki kocasının hayatta olduğu zamanlar da dahil mutlaka Catherine'in ziyaretine gitmiş, çok ihtiyacı olduğu bir dönemde Catherine'e bir miktar para vermişti."

Newton'un Eğitimi

Newton 1661'de on dokuz yaşındayken Trinity College'a kabul edildi. Newton ilk başta kısmi bursla girdiği okulda daha sonra kıdemlilere sunulan hizmetler karşılığında konaklama ve eğitim giderlerinin karşılandığı bir tür burs elde etti. Aslında ikinci kocasından kalan mirasla maddi yönden hayli rahat olan annesi Newton'un giderlerini karşılayabilir, onu burslardan kurtarabilirdi. Newton çok çalışmasına karşın eğitim programını izleyemiyordu. Bunun sonucunda okuldaki ikinci yılında burs almak için girdiği geometri sınavında başarısız oldu.

Baş gösteren veba salgını nedeniyle Cambridge'deki kolejler 1665-66 döneminde eğitime ara verince Newton evine döndü. Bilimde devrim yapacak kuramlarını da Woolsthorpe'da şekillendirmeye başladı. 1667'de üniversiteye döndüğünde Newton'un yetenekleri yavaş yavaş fark edilmeye başladı. Trinity'de pek çok kişinin kıyasıya çekiştiği düşük dereceli bir öğretim görevliliği pozisyonuna getirilen Newton'a ertesi yıl daha yüksek konumdaki bir öğretim görevliliği verildi. Böylece kolejde süresiz olarak kalmaya hak kazanmıştı. Newton kendine bir de koruyucu edinmişti. Bu kişi daha sonra kral tarafından Trinity College müdürlüğüne getirilecek, Lucas kürsüsü matematik profesörü Isaac Barrow'du. Barrow saray çevrelerinde adını duyurmak için kraliyet vaizliğine geçerken Lucas kürsüsündeki yerini de Newton'a bıraktı.

Newton Trinity College'da Lucas kürsüsü profesörü olarak ilk dersini Ocak 1670'te verdi. Ders, Newton'un 1704 tarihliOpticks (Optik) adlı eserinde yer vereceği optik araştırmaları üzerineydi. Bu eseri 1686 tarihli Principia'dan (İlkeler) çok daha geniş kitlelere ulaştı. Dersi az sayıda kişi dinlemiş, ikinci derseyse kimse gelmemişti. Newton on yedi yıl boyunca vereceği neredeyse tüm derslerde olduğu gibi boş sınıfa karşı dersi anlatmaya devam etmişti. En nihayetinde, hiçbir zaman hoşlanmadığı ders verme oyununa son verdi. Newton'a öğrencisi olmak için yalnızca üç kişi gelmişti. Bu öğrenciler de sıradan zekâlara sahiplerdi. Niye Newton'u seçmiş olduklarına ilişkinse hiçbir şey bilinmiyor.

Newton'un gençlik yıllarında mekanik modeller yapma konusundaki hevesi zamanla bilimsel aletler, özellikle de optik aletler üretme tutkusuna dönüşmüştü. Newton'un ünlü yansımalı (aynalı) teleskopu sıra dışı yeteneğinin en belli başlı örneğiydi. Royal Society'nin dikkatini çekmesi de bu buluşu sayesindeydi. Aletten haberdar olan Royal Society üyeleri bunu görmek istedi. Newton da onlara teleskopun gelişmiş bir modelini gönderdi. Teleskop büyük bir beğeniyle karşılandı. Newton bunun üzerine optik araştırmalarına ilişkin bir de makale gönderdiğinde derhal Royal Society üyeliğine seçildi. Newton'un ünü kısa sürede tüm Avrupa'ya yayılsa da ne yazık ki sonraki birkaç yıl optik buluşlarına ilişkin tartışmalarla geçecekti. Newton, buluşun önceliği konusunda Robert Hooke, kuram üzerinde de Christiaan Huygens'le anlaşmazlık içindeydi.

Newton gençliğinde Anglikan Kilisesi'nin inançlı bir üyesiyken geçen dönem boyunca Teslis öğretisine karşı bir şüphe duymaya başlamıştı. Newton yaşamının sonraki yıllarında, İsa'nın Tanrı'yla insan arasında bir konumunun olduğu ve Tanrı'nın aksine gelecek önsezisine sahip olmadığı Ariusçuluk öğretisine yakın durdu. Newton Teslis kavramının baştan aşağı yanlış olduğu düşüncesiyle Kitabı Mukaddes'i ve ilk dönem Hıristiyan kiliselerini incelemek için büyük zaman ve emek harcadı. O dönemdeki pek çok kişi gibi Newton da Vahiy kitabını Babil Fahişesi'ni Roma Kilisesi'yle birlikte anacak biçimde yorumlamış ama bir Ariusçu olarak da Anglikan Kilisesi'ni sapkın olarak görmüştür. Bu durum Lucas kürsüsündeki sürekli görevine ilişkin bir sorun yaşamasına neden oldu. Üniversite kadrosuna seçilenlerin birkaç yıl sonra papazlığa atanmaları için başvuruda bulunmaları zorunlu bir koşuldu. Bu, Newton için de geçerliydi ama bir Ariusçu olarak Newton Anglikan Kilisesi'nin kurallarına yeniden bağlılık gösterebileceğini hiç düşünmüyordu. Newton, kraliyet vaizliği görevini devam ettiren Barrow'un önerisini dikkate alarak kraldan bu koşuldan muaf tutulmasını istedi. Bu muafiyeti, yalnızca Newton değil diğer Lucas kürsüsü profesörleri de sonsuza dek elde edecekti.



Newton'un Merakları


1670 dolaylarında Newton simyaya merak salmaya başladı. Simyayla, kimya deneylerinin yanı sıra uğraştığı bir alan olarak ilgilenmiş, çok geçmeden de simya onda bir tutku haline gelmişti. 1676'nın sonlarında akademik sığınağına çekildiğinde simya alanındaki çalışmaları takip edilebileceği bir düzen içine girmişti.

Simyayla ilgilenen bir dizi hevesli insanla ilişki içindeki Newton konuya ilişkin yapıtları baştan sona gözden geçirmişti. Simya uygulamaları işin doğası gereği zaten gizemliydi. Newton'un konuya ilişkin ardında bıraktığı yığınla çalışmasıysa bilimcileri şaşkına çevirmişti.

Newton evden ayrılmasından sonra annesini çok görmemişti. Annesi Haziran 1679'da yüksek ateş sonucu Stamford'da yaşamını yitirirken Newton "Geceleri onun yanında geçirmiş, ilaçlarını vermiş, vücudundaki kabarcıkları kendi elleriyle tedavi etmiş ve bu rahatsızlıkta genellikle uygulanan sıkıntılı tedaviye her zaman eşlik eden acıyı hafifletmek için en mükemmel deneylerini yapıyormuşçasına ellerindeki bu hünerden yararlanmıştı". Newton annesinin vasiyetinin uygulayıcısı ve aynı zamanda vasisiydi. Sonuç olarak Newton artık varlıklı biriydi.

1684'te astronom Edmond Halley Cambridge'de Newton'un ziyaretine geldi. Bu ziyaret Newton'un meslek yaşantısında dönüm noktası olacaktı. Newton, Halley'in de teşvikiyle Principia'sini 1684'ün sonbaharıyla 1686'nın ilkbaharı arasında kaleme aldı. Haziran 1686'da Royal Society'ye sunulan eser ertesi yıl Philosophiae naturalis principia matbematicae(Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri) adıyla yayımlandı. Newton'un özel bilgiye sahip olmayanları kitaptan uzak tutmak için matematiksel ifadeler kullanarak kitabı bilerek muğlaklaştırdığı söylenir. Bu bilimsel inceleme Newton'a İngiltere'de ve yurtdışında büyük bir ün kazandırdı. Büyük Fransız bilgini Pierre-Simon Laplace "Principia insan dehasının diğer herhangi bir ürününden çok daha seçkindir," diye yazmıştı. Eserin önemi daha iyi anlaşıldıkça Newton'un başyapıtına duyulan ihtiyaç da artarak devam etti.

1680'li yıllar Trinity College için mali açıdan zorlu bir dönemdi. Christopher Wren'in tasarladığı görkemli yeni kütüphane kuruma, altından kalkamayacağı maddi bir yük getiriyor, çalışanlar artık kazançlarının tamamını alamıyordu. Üstüne üstlük iç savaşın neden olduğu tahribat kolejlere verilen devlet yardımlarının da azalmasına yol açmıştı. Newton kolejde nüfuzlu, üniversite işlerinde etkin olmasını sağlayan bir kıdeme sahipti. II. James'in yaptığı usulsüz müdahalelere ilişkin üniversitenin durumunu görüşmek üzere rektör yardımcısının 1687'de Londra'ya yaptığı ziyarete eşlik eden sekiz üniversite görevlisinden biriydi. Newton'u Cambridge'deki King's College müdürlüğüne getirme çabaları oldu. Üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçilse de bulunduğu konumu pek kullanmadan ilk yılın ardından bu görevden ayrıldı. Ne var ki geride akademik yaşantıdan hoşnutsuz bir Newton kalmıştı. Newton, Cambridge'de daha sonra Lord Halifax adını alacak Whig yanlısı Charles Montague'yle yakın arkadaş oldu. Newton bu ilişkisini kullanarak pek çok kez başkentte bir iş bulmanın yollarını aradı.

İsviçreli genç matematikçi Fatio de Duillier'in Newton'un yaşamına girmesi de yaklaşık bu zamanlardaydı. Fatio Newton'un sevgisini başka kimsenin olmadığı biçimde kazanmış gibi görünüyor. Newton'dan yirmi iki yaş küçük olan Fatio varlıklı bir İsviçreli arazi sahibinin oğluydu. İlahiyat eğitimi görmesini isteyen babasının aksine daha aydın bir kişilik olan annesi Fatio'nun bunun yerine ya da en azından ilahiyatla birlikte Paris'te bilim eğitimi alması konusunda ısrarcıydı. Sahip olduğu yeteneklerin ötesinde Fatio'nun yükselme konusunda güçlü bir sezgisi vardı ve 1687'de Londra'ya gelmesinden kısa bir süre sonra da Royal Society üyeliğine seçildi. Çok geçmeden Fatio'ya "Newton'un maymunu" adı takılmıştı. Fatio kıta Avrupa'sından başta Fluygens olmak üzere pek çok bilimciyle tanıştı. Fatio'yla Newton arasındaki yazışmaların büyük çoğunluğu kaybolmuş olsa da bugüne kalanlardan anlaşıldığına göre bu yazışmalar Newton'un diğer yazışmalarına oranla çok daha samimiydi.


Newton'un Aşk hayatı

Newton'un 1693'ün haziranı biterken yaşadığı, depresyon ve paranoyanın eşlik ettiği sinir krizi sonucunda bu ilişki aniden sona erdi. Bu dönem üç dört ay kadar sürdü; sona erdiğindeyse Newton bir daha yaratıcı bilimsel çalışmalarına geri dönemedi. Bunun nedeni tam bilinmese de Newton'un metal zehirlenmesine maruz kaldığı, özellikle de simya deneylerinde kullanılan cıvadan zehirlendiği düşünülmektedir. Bu düşünceye karşı çıkanlar da vardır. Newton meslek yaşantısına tamamen farklı bir pozisyonda geri döndü. Yaşam şekli de bütünüyle değişmişti. Newton 1689'da Montague'nün aracılığıyla Londra Kulesi'ndeki Royal Mint müdürlüğüne getirildi. Darphane müdürlüğü daha önceleri ağır çalıştırma gerektirmeyen bir görev olarak görülse de Newton kendini bütünüyle işe verdi. Sahte madeni para üretilmesi ve madeni paraların uçlarından parça kesilmesi yüzünden paranın değeri sürekli düşüyordu. Bunun için hükümet eski madeni paraları yenileriyle değiştirmek üzere geri topladı. Yeni paraları taklit etmek zor, uçlarından parça koparmaksa olanaksızdı.

Newton'un idaresindeki darphane hiç olmadığı kadar verimli çalışıyordu. Bir daha böyle bir dönemin yakalanması için de uzun yıllar geçmesi gerekecekti. Kalpazanların ve diğer kötü niyetli kişilerin mahkeme önüne çıkartılması da Newton'un görevleri arasındaydı. Mahkûmiyet kararının alınabilmesi için tanıklara gereksinim vardı ve Newton da bu tanıkların sağlanabilmesi için elinden geleni yapıyordu. Newton krallığa bağlı ülkelerde sulh hâkimi gibi davranıyor, para karşılığında çalıştırdığı muhbir ağından bilgi topluyordu. Tüm bu işlerle meşgul olduğu birkaç yılın ardından Newton daha yüksek kazançlı darphane başkanlığı görevine terfi ettirildi. Newton, zaten birkaç yıldır profesörlük görevlerinin bir yardımcı tarafından üstlenildiği Cambridge'deki kürsüsünden ve öğretim görevliliğinden ayrıldı.

Cambridge'de geçirdiği otuz beş yılın ardından Londra'ya taşınan Newton, Piccadilly yakınlarında, Jermyn Street'teki mütevazı bir 17. yüzyıl evine yerleşti. Newton, Catherine Barton adındaki on yedi yaşındaki yeğenini ev işlerinde ona yardımcı olması konusunda ikna etti. Nüktedan ve alımlı bir kız olan Catherine Londra çevrelerinde kısa sürede adını duyurdu. Hatta Kit-Kat Club'da şerefine kadeh kaldırılan bir kadındı. Catherine'in Newton'la ilişkisi hep platonik kalmış görünse de Newton'un koruyucusu Lord Halifax'la pek de öyle değil gibiydi. Lord Halifax ölümünün ardından Catherine'e hayli yüklü bir miras bırakmıştı.

Newton birkaç yıldır çok yakınında yaşadığı Royal Society'nin toplantılarına katılmıyordu. Bunun nedenlerinden biri de kurumun kanuni temsilcisi ve Newton'un baş düşmanlarından Robert Hooke'la karşılaşma olasılığıydı. 1703'te Hooke'un ölümünün ardından Newton Royal Society'nin başkanlığına seçildi. Newton yaşamının sonuna dek bu göreve her yıl yeniden seçilecekti. Son zamanlarda derneğin giderek azalan itibarı Newton'un başkanlığında yeniden yükselişe geçti. Newton, 1705'te kraliyet adına Cambridge'e yaptığı ziyarette bilime verdiği hizmetlerden dolayı şövalye ilan edildi. Bununla birlikte başkan olduğu dönemde bile temel düşünceleri topluluk önünde ifade etme konusunda sıkıntı yaşıyordu. Kendisini gülünç duruma düşürebilecek eleştirilerin yapılması pahasına sessiz kalmayı tercih ediyordu. Bu durumda bile tartışmalardan uzak kakmıyordu. Newton'un Leibniz ve diğerleriyle yaptığı sert tartışmalar bilim tarihinde önemli bir yer tutar. Newton ve Leibniz'in, daha doğrusu destekçilerinin sonlu küçük kalkülüs konusundaki öncelik tartışmaları pek de iyi hatırlanmaz. Kesin olarak söylemesi güç olsa da Newton fluksiyon adını verdiği doğru ve ters kuramını geliştirmeyi henüz tamamladıktan birkaç yıl sonra Leibniz 1673 dolaylarında Newton'un yaptıklarından habersiz olarak diferansiyel ve integral kalkülüsü üzerine çalışmaya başlamıştı. Bu düşüncelerin ilk belirtilerine daha önceki matematikçilerin çalışmalarında rastlansa da öncüllerinden farklı bir biçimde konuyu ortaya çıkaranların Newton ve Leibniz olduğunu söylemek mümkün. Her ikisi de çıkarımları dışında bugün hâlâ kullanılan algoritmaları ana hatlarıyla ortaya koymuştur. Leibniz'in kullanmış olduğu gösterim bir bakıma mantıksız olsa da neredeyse tamamıyla Newton gösteriminin yerini almıştır.

Newton'un Buluşları

Newton artık varlıklı biriydi. Sürdürdüğü aşırı tutumlu yaşantı bütünüyle kendi tercihiydi. Newton yeri geldiğinde hak ettiğini düşündüğü kişilere yardım ediyor ya da başka geçerli nedenlerle hayli eli açık davranıyordu. İşle ilgili konularda aşırı titiz bir biçimde hassas ve düzenliydi. Resmi konumuna uygun olarak eğlenmek dışında kendisi için çok az para harcardı. Daha önceleri olağanüstü olan hafızası yaşamının sonlarına doğru kötülemeye başlamıştı. İşitmesinde hiçbir sıkıntı yaşamıyordu. Gençlik yıllarında baş gösteren miyopluğu çoğu zaman olduğu gibi ilerleyen yıllarda kendiliğinden ortadan kalkmıştı. Newton geçirdiği sinir krizleri dışında sekseninci yaşına dek gayet sağlıklı yaşadı. Bu yaştan sonra ortaya çıkan gut hastalığı ve diğer bazı rahatsızlıkların yanı sıra safra kesesindeki taşlardan dolayı sık sık büyük acılar çekiyordu. Newton 1709'da bir yıllığına Chelsea'ye sonra da 1725'e dek yaşayacağı Leicester Square yakınlarındaki eve taşındı. Newton seksen üç yaşındayken nefes almada yaşadığı sorunlar nedeniyle o zamanlar şehir dışında kalan Kensington'a taşındı. Emeklilik günlerini doğum yerine yakın Grantham'da geçirmeyi düşünüyordu. Newton Şubat 1727'de Royal Society'nin bir toplantısına son kez başkanlık ettikten sonra ağır bir şekilde hastalandı ve 20 Mart'ta yaşamını yitirdi. Cenazesi için yapılan resmi törenin ardından, barok tarzı etkileyici heykelinin bulunduğu Westminster Abbey'de toprağa verildi. Newton'un mezarı Charles Darwin ve James Clerk gibi diğer ünlü İngiliz bilginlerinin anıtsal mezarlarıyla çevrelenmiştir.

Newton ardında bir vasiyetname bırakmadan yaşamını yitirdiğinden sahip olduğu değerli mallar yasa gereği akrabaları arasında pay edildi. Servetinin büyük bir kısmı "Parayı hovardalığa, at yarışlarına, içkiye ve çılgınlığa harcayan aylak bir adama" gitti. Günümüze dek ulaşan çalışmalarının pek çoğunun yolculuğu, çok sayıda el değiştirdikten sonra Cambridge'de son buldu. Ölümünden sonra yayımlanan The Chronicles of Ancient Kingdoms Amended (Düzeltilmiş Eski Krallıklar Kayıtları) ve Observations on the Prophecies of Daniel and the Apocalypse of St John (Daniel'in Kehanetleri ve Aziz Yuhanna'nın Vahiy Kitabı Üzerine Gözlemler) adlı kitapları zamanının çoğunu nelerle geçirdiği konusunda bir fikir verir. Bu kitaplar pek ciddiye alınmamış olsalar da simya alanındaki araştırmalarıyla birlikte Newton'un "son sihirbaz" olarak adlandırılmasına yol açmıştır.

Newton'un Yaşam Öyküsü

Newton'un yaşam öyküsünü kaleme alanlar, bilimsel açıdan onun en ilgi çekici dönemi olan Londra'ya taşınmadan önceki yıllara ilişkin kullanılabilir çok az bilgi olmasından dolayı sıkıntı yaşarlar. Newton'un beş yıl boyunca yardımcılığını ve sekreterliğini yapan çağdaşlarından Grantham'lı Humphrey Newton (akraba değiller) o günleri şöyle anımsıyor:

Her zaman çalışmalarıyla ilgilenirdi. Çok seyrek birilerini ziyarete gider ve çok az ziyaretçisi olurdu... Onun boş zaman geçirdiğini ya da kendine bir uğraşı edindiğini hiç görmedim. Gezintiye ya da yürüyüşe çıktığında bile yakından ilgilendiği çalışmalarına ayırabileceği tüm bu zamanı yitirdiğini düşünür, nadiren odasından çıkardı. Yalnızca Lucas kürsüsü profesörü olduğu zamanlar öğretim dönemi sırasında okulda yaptığı okumalar için odasını terk ederdi. Bazı önemli günler dışında okulun toplantı salonunda verilen yemeklere çok az katılırdı. Bu günlerde de eğer dikkati çekilmemişse özensiz, pejmürde ayakkabılar, bağlanmamış çoraplar ve dağınık saçlarla papaz cüppesi üstünde olduğu halde yemeğe katılırdı.

Humphrey Newton şöyle devam ediyor: "Newton sorulara büyük bir kesinlikle yanıt verir ama kendisi çok nadir soru sorardı." Beş yıl boyunca Newton'u yalnızca bir kez gülerken görmüştü: "Bir tanıdığına Euclides'in bir eserini ödünç vermişti. Tanıdığı da ona bu çalışmanın ne işine yarayacağını sormuştu. Bunun üzerine Sir Isaac çok mutlu olmuştu." Humphrey Newton, Principia'yı yazdığı dönemde Newton'un heyecanını da şöyle anlatıyor:

Newton çalışırken öylesine gayretli, öylesine ciddiydi ki masasının başında çok az oturur, hatta çoğu zaman yemek yemeyi bile unuturdu. Odasına girdiğim zamanlar yemesini özellikle hatırlattığım yemeğine hiç dokunmamış olduğunu görürdüm. "Öyle mi?" diye yanıt vererek masanın yanına gider, ayaküstü bir iki lokma atıştırırdı. Yemeği dışarıda yemeye karar verdiği ender durumlarda sola dönerek sokağa çıkar, çalışmasındaki hatayı bulunca durur, aceleyle geri döner ve kimi zaman yemek için yeniden dışarı çıkmak yerine odasına çekilirdi... Bahçede bir iki tur attığı kimi zamanlarsa aniden durur, geri döner, "Buldum" diye haykıran Arkhimedes gibi merdivenleri koşarak çıkar ve bir sandalye çekip oturma lüksünü bile fazla görerek masasının başında yazmaya koyulurdu.

Benzer olayları Stukeley de aktarır:

Hatta yemek için üniversite yemekhanesine geldiğinde ne yediğine pek dikkat etmez, bir şeyler yiyene dek de genellikle sofra toplanmış olurdu. Bazı dini günlerde üniversite şapeli yerine St Mary's kilisesine gider ya da yemeğe papaz cüppesiyle gelirdi. Evinde ağırlayacağı dostları varken bir şişe şarapla çalışmasına girişmiş ve aklına bir düşünce gelmişse kâğıt kaleme sarılıp dostlarını unuturdu.

Gençken tıknaz olan Newton sonraki yıllarda irileşmişti. Genellikle dağınık ve pasaklı giyinirdi. Tuhaf özelliklerinden biri de içten gelen bir dürtüyle makalelerini tekrar tekrar temize çekmesiydi. Örneğin Chronicles adlı eserinin ilk bölümünü çok küçük değişiklikler yaparak on sekiz kez kaleme almıştı. Darphanenin işleriyle ilgili sıradan belgelerin bile kopyasını çıkarma gereği duyuyordu. Newton'a ait bir dizi portre ve bir mask bulunmaktadır. Newton'u yaşamının farklı dönemlerinde tanıyanların verdiği fiziksel görünüşüne ilişkin tarifler birbiriyle uyumlu değildir. Newton'un darphanedeki görevini devralan ve Catherine Barton'la evlenen John Conduitt onu şöyle anlatıyor:

Canlı ve içe işleyen gözleri vardı. Bu gözler, hiç dökülmemiş pamuk gibi beyaz saçlarının olduğu hoş kafa yapısıyla ona çekici ve zarif bir görünüş kazandırıyordu. Peruğunu çıkardığında çok saygıdeğer bir görünümü olurdu.

Ne var ki bu konuda başka görüşte olanlar da var:

Yüzünde ya da duruşunda eserlerinde karşınıza çıkan tüm o bilgeliğin izine rastlanmazdı. Görünüşünde ve tavırlarında onu tanımayanlarda hiçbir büyük beklentiye yol açmayacak baygın bir hal vardı.

Bir başka yorum:

Sir Isaac görünüşüyle etkileyici biri değildi. Kısa, güçlü kuvvetliydi. Kafası hep düşüncelerle dolu olduğundan dostlarıyla çok az konuşur, muhabbeti pek de eğlenceli olmazdı.

Stukeley ise bunun aksini söylüyor:

Çok ciddi ve zihni her zaman meşgul biri olan Newton'u pek çok kez hem de alelade konulara gülerken gördüm. Yumuşak başlı, huysuzluktan olabildiğince uzak bir mizaca sahipti. Newton'a ne neşeli ne de ciddiyetsiz denebilirdi. Söyledikleri şakayla ince mizah arasında gider gelirdi. Dostlarına hoşça davranırdı; kibar, cana yakın, gülmese de gülümsemeye hazır... Arkadaşlarıyla birlikteyken çok eğlenceli olabilir, hatta kimi zaman konuşkan biri olup çıkardı.

Woolsthorpe çiftliğindeki kiracıysa Newton'u az konuşan biri olarak anlatıyor:

Kimi zaman on beş dakikayı aşkın bir süre sessizlik içinde düşünceli, sanki dua ediyormuşçasına dururdu. Konuştuğunda da her zaman yerinde konuşurdu.

Lucas kürsüsündeki ardılına göre Newton gördüğü "en ürkek, tedbirli ve şüpheci yapıya sahip" kişiydi.

Newton'un yaşamına ilişkin daha fazla malzeme toparlamaya yönelik daha önce yapılan çalışmalar hep hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Örneğin kendisiyle on altı yıl boyunca aynı odayı paylaşan ilk sekreteri John Wickins Newton hakkında diğer kaynaklardan elde edilen bilgilere çok küçük bir katkı sağlayabilmişti. Muhtemelen Catherine Barton'ın, kocası John Conduitt üzerinden aktardığı bilgiler dışında aynı durum yeğeni için de geçerliydi. Sonuçta Newton'un yaşam öyküsünü kaleme almak isteyenler ünlü birkaç anekdotu yinelemenin ötesinde özel yaşamına ilişkin doyurucu bir yaşam öyküsü yazamadılar. Newton'un genellikle bir aziz gibi tasvir edildiği ilk başlardaki yaşam öyküleri inandırıcılıktan uzaktı. Günümüzde araştırmacılar Newton'un içinde yer aldığı tartışmalarda savunduğu görüşlerin, destekçilerinin öne sürdüğü gibi her zaman inandırıcı olmadığını ortaya koydu.

Matematikçi Augustus De Morgan bu konuya derinlemesine girmeye çabalayan ilk kişilerden biriydi:

Newton kendi içinde, başka insanlara harekete geçmeleri için yüksek ve doğru güdüler telkin edebilecek kaynaklardan yoksundu. Korkusu gözlerinden okunuyordu. Tüm hatalarının kaynağında doğuştan gelen mizacı olduğu söylenebilir.

Günümüze daha yakın bir zamandaysa Louis Trenchard More şöyle yazmıştı:

Newton garip bir biçimde yakın dostluklar kurmayı beceremiyordu. Ölümüne şüpheci ve ketum yapısıyla en yakın dostlarını da hedef almak üzere hırçınlık nöbetlerine tutuluyordu. Böylesi durumlarda Newton, yaşamını bir eziyete dönüştüren, çalışmalarının meyvelerinden onu mahrum eden ve en samimi hayranlarının hevesini kıran bir dizi tatsız anlaşmazlıklara sürükleneceği acınası davranışlara tenezzül ediyordu... Newton belki başka hiç kimsenin başına gelmeyen Tanrı vergisi yeteneklerle doğmuş ama kötü yazgısı onu, yaşamını altüst eden şüpheci ve kıskanç bir huyla lanetlemişti. Sıradan bir kibir gibi kendini göstermeyen kanındaki bu leke her türlü kişisel eleştiriye ya da onuruna söylenen bir söze karşı haddinden fazla bir duyarlılık şeklinde ortaya çıkmıştı. Tefekkür ve huzura duyduğu tutkuya karşın hep tartışma ve atışmaların içinde yer aldı. Uzun ve şanlı geçen yaşamı boyunca insanlarla arasına geçilmez bir duvar ördü. Dostlarına kayıtsızlıktan öteye gitmeyen bir biçimde davranıyor, onlar kendisini incitmesin diye arkadaşlarını sürekli rahatsız ediyordu. Newton rakiplerine karşıysa zaman zaman ikiyüzlü, vicdansız ve zalim olabiliyordu.


Doğum Tarihi: 4 Ocak 1643
Ölüm Tarihi : 31 Mart 1727
Doğduğu yer: Woolsthorpe/İngiltere
Öldüğü yer: Westminster
İlgilendiği alanlar: Fizik, Matematik, Astronomi, Felsefe , Simya
Milliyet: İngiliz
Vatandaşlık: İngiltere
Keşifler:Diferansiyel ve entegral hesap, Evrensel çekim kanunu, Güneş ışığının yapısı
Eğitim aldığı yer:Trinity College
Çalıştığı yerler:Cambridge Üniversitesi

Başlıca Eserleri:

Method of Fluxions - (Kutupsal Koordinat Sistemi) 1671 -
De Motu Corporum in Gyrum - (Yörüngedeki Cisimlerin Hareketi) 1684 -
Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri ) - 1687 -
Opticks (Optik) - 1704 -
Arithmetica Universalis (Evrensel Aritmetik) - 1707 -
An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture (Kutsal Kitaptaki 2 Önemli Bozulmanın Tarihsel Hesaplaması) - 1754 -


G sabiti cisimlere, cisimlerin yerlerine ve hareket hallerine bağlı değildir.

Isaac Newton, gök cisimlerinin hareketleriyle ilgili yaptığı çalışmalar sonucu kütlelerin birbirine uyguladığı çekim kuvvetini keşfetmiştir. Bu yüzden; bu kanuna Newton'ın evrensel kütle çekimi yasası adı verilmiştir. Kütle çekimi, cisimlerin Dünya'nın yüzeyinde kalması, gezegenlerin yörüngelerinin olması gibi fiziksel olayların sebebidir.

Kütle çekimi, evrendeki dört temel etkileşimden biridir. Diğer üç temel etkileşim elektromanyetik etkileşim (kuvvet), zayıf etkileşim (kuvvet) ve güçlü etkileşimdir.

Elektromanyetik Etkileşim
Elektrik yüklü maddelerin ve parçacıkların birbirlerini çekmesini veya itemesini sağlayan etkileşimdir.

Zayıf Etkileşim
Ağır kuark veya leptonların daha hafif kuark ve leptonlara bozunmasını sağlayan kuvvet.

Güçlü(Nükleer) Etkileşim
Çekirdeğin içindeki kuarkları ve temel parçacıkları bir arada tutmayı sağlayan güçlü etkileşim.

Kütleçekim Etkileşimi
Maddelerin ve parçacıkların kütlelerine göre birbirlerini çekmesini sağlayan etkileşimdir.

1-)Birbirini çeken kütleler ne olursa olsun, daima F1=-F2’dir.Yani, cisimlerin birbirine uyguladığı çekim kuvveti daima eşit değerde ve ters yöndedir.Örneğin, Dünya Ay’ı ne kadarlık kuvvetle çekerse, Ay da Dünya’yı aynı şiddette çeker.

2-)Kütle çekim kuvveti hesaplanırken cisimlerin kütleleri, kendi kütle merkezinde toplanmış noktasal kütle gibi alınır.

3-)Cisimlerin arasındaki uzaklık olarak da kütle merkezleri arasındaki uzaklık alınır.


Kutupsal Koordinat Sistemi

Kutupsal Koordinat Sistemi Isaac Newton tarafından yazılmış bir kitaptır. Kitap 1671 de tamamlandı ve 1736 da yayınlandı. Kutupsal Koordinat Newton'un diferansiyel hesaplar(Değişkenlerin sonsuz küçük farklarındaki artma değerlerini bulmaya yarayan hesap)için kullandığı bir terimdir. (akıcılık ise integral hesabı tanımlamak içindir) Aslında sistemi 1665'den 1667'ya kadar Londradaki Büyük Veba sırasında Cambridge'in kapalı olduğu süre boyunca Woolsthorpe Manor'da geliştirdi fakat buluşlarının bilinmesini istemedi.(benzer olarak, daha sonra Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri haline gelecek olan buluşları da bu sırada geliştirildi ve Newton'un notlarında yıllarca dünyadan saklı kaldı) Gottfried Leibniz 1673lerde onun hesaplarını geliştirdi ve Newtondan 50 yıl önce, 1684 de yayınladı. Her ne kadar Newton'un türev için olan simgesi Resim türev ürünlerini göstermek için mekanik ve devre analizcileri arasında geçerli olarak hala kullanılsa da, bugün kullandığımız hesap sistemleri çoğunlukla Gottfried Leibniz'inkilerdir.

Newton'un Kutupsal Koordinat Sistemi resmi olarak ölümünden sonra yayınlanmıştır, ancak Leibniz'in hesapları yayınlamasıyla acı bir rekabet iki matematikçi arasında, hesaplamayı ilk kimin geliştirdiği üzerine patlak verdi ve Newton Kutupsal Koordinat üzerindeki bilgisini daha fazla saklayamadı.

Newton'un Hareket Yasası

Newton'ın hareket yasaları, bir cisim üzerine etki eden kuvvetler ve cismin hareketi arasındaki ilişkileri ortaya koyan üç yasadır. İlk kez Sir Isaac Newton tarafından 5 Temmuz 1687 tarihinde yayımlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica(Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri) adlı çalışmada ortaya konmuştur.

Cisimler arasında etkileşme olmazsa cisim ivmelenmez. Yani cisme etki eden kuvvetlerin toplamı sıfır ise cisim eylemsiz ise öylece kalır, sabit bir hıza sahipse aynı hızla yoluna devam eder.

1.Yasa : Bir net kuvvet etki etmiyorsa cismin hızında herhangi bir değişiklik olmaz.
2.Yasa : Bir parçacık üzerindeki net kuvvet onun çizgisel momentumunun zaman ile değişimi ile orantılıdır:
3.Yasa : Bir cisme, bir kuvvet etkiyorsa; cisimden kuvvete doğru eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepki kuvveti oluşur.


Kütle

Farklı cisimlere aynı büyüklükte kuvvet uygulanmasına rağmen hızları farklı ise bu farklılık neden oluşur veya kaynaklanır? Cismin ivmelenmesine karşı koyan niceliği kütle olarak isimlendiririz. Kütle nesnelerin ayrılmaz bir parçasıdır ve belirli bir şekli yoktur. Kütle şeklin boyutunu, miktarını, yani sayısını belirten bir niceliktir. Yönelimi yoktur. Kütle skaler bir niceliktir.

Eylemsizlik yasası

bir cisim üzerindeki net kuvvet, o cisim üzerine etki eden tüm kuvvetlerin vektörel toplamıdır. Bu toplam sıfır ise, Newton'ın birinci yasası cismin hareket durumunun değişmeyeceğini söyler.

Hareket etmeyen bir cisim, üzerine bir net kuvvet etki edinceye dek hareket etmeyecektir.
Hareketli bir cisim, üzerine net bir kuvvet etki etmedikçe hızını değiştirmeyecektir.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle

Arşiv

Online Üyeler

    Online üye yok !

Bülten Kayıt

b