Uzay :

bilimist

bilimist Yazdı...



Anunnakiler Kimdir ? Anunnaki araştırmaları -Gök tanrıları-

08 Kasım 2019 Bu içerik 28 kez okundu.

Anunna (ya da Anunnaki): Olasılıkla aslında “gök tanrıları” olan bir grup tanrıya verilen genel ad; yine de, bunlardan bazıları gözden düşmüş ve Ölüler Diyarı’na gönderilmiş olmalıdırlar.

İnanışa göre,
450 000 yıl önce,
"Nibiru" ya da "marduk" gezegeninden bazı mineraller ile dünyamıza yollanmış olan ekibe verilen isimdir.
Başlarında, sümer dininin en büyük tanrısı olan enlil vardı. Enki, İnanna, Ninlil, Ereşkigal gibi diğer tanrılar da aslında bu ekibin beyin takımını oluşturmaktaydı.

Gelirken, yanlarında madenlerde çalıştırmak üzere eğitilmiş iri cüsseli, devasa işçiler getirmişlerdi ki bunlar tevrat'taki nefilime denk geliyordu.
Bir çok söylentiye göre, anunnakiler dünyaya altın için gelmişlerdi, Bir süre sonra ağır şartlara isyan eden devlerin yerine, dünyadaki varolan en uygun yaratık seçilmiş, bu maymunsu yaratık üzerinde genetik işlemler uygulanarak insan nesli geliştirilmişti.
Rivayete göre giza piramidi de altın deposuymuş ve hatta el dorado'da bunların uzay gemilerinin üssüymüş. işte insanlar bunlara isyan edip otoriteyi geri aldıklarında bir şekilde altın geleneği devam etmiş.

Anunnaki'nin hikayesi şudur, 450,000 yıl önce bir grup insan benzeri uzaylı varlık dünya denen gezegene geldiler. Geldikleri gezegen, Sümerlilerin adına Nibiru dedikleri, antik Sümer edebiyatında 12 gezegen olarak tanımlanmaktadır.

İbrani folklorunda adları "Nefilim". Eski Mısır'da "Neter" olarak adlandırılıyorlar. Sümer, ilk kez adlarının duyulduğu yer. Bütün bu kültürlerde ortak olan ve "Gözcü" olarak nitelenen bu "sıra dışı" varlıklar birer mit mi, yoksa gerçek mi? Kim bu "Gözcü"ler?

"Anunnaki, bizim hidroklorokarbonlar sayesinde Ozon'a verdiğimiz türde zararlar bulunan kendi atmosferini onarmak için altın arıyorlar." diye açıklanmıştır. Bugün şaşırtıcı şekilde bilim insanlarımız, ozon tabakasının en iyi onarılmasının çözümünü minik altın partiküllerin atmosfere atılması olduğunu söylemektedirler. Fakat İran körfezindeki bu altın çıkarma işi, ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemiştir.

Anunnakiler, yeryüzünden çekilirler. Fakat bıraktıkları ezoterik bilgiler binlerce yıl pek çok kültürün ve topluluğun içinde şifrelenerek saklanır. Bu grupların içinde Simyacılar, Mecusiler, Kabalistler, Gnostikler, Şövalyeler ve masonlar vardır. Masonluğun kurucusu kabul edilen Hiram Abif, 3000 yıl önce Küdüs’te Solomon tapınağını yaparken gerçek Anunnaki ile İsrailoğulları'nın "YHVH" (Yahveh, Yehova) adını verdiği tanrı arasındaki bağlantıyı biliyordu. Bu bilgisi yüzünden İsrailoğulları'yla ters düştüğü için öldürüldü. Bu bilgilerin hala sır olarak Masonlarda olduğu söylenmektedir..


Sümerler, Anunnaki adı verilen tanrılara inanırlardı. Bugün bazı tarihçilere göre Anunnaki’yi tanrıları, aslında Dünya’yı ziyarete gelen yabancı varlıklarla bağlantılıya sahiplerdi. Yani aslında onlar, Dünya dışı varlıkların ta kendileriydi.

Sümerlerin bugünkü Irak ve İran olarak bilinen Orta Doğu bölgesinde yaşadıklarını biliyoruz. Buradaki mitolojik değerler, bugünün popüler kültürüne yön veren Antik Yunan mitolojisinden de eskiler.
M.Ö. 2500 yılında Sümerler, Anunnakilerin başı olan An’in oğlu Enki için dua etmeye başladılar:

Tabletlerde yazılanlardan hareketle Niburu, yıldızı etrafındaki bir turunu 3600 Dünya yılında tamamlıyor. Yine aynı tabletlere göre Niburu, bundan 450.000 yıl önce Dünya’ya yakınlaştığında Anunnakiler gezegenimize gelmeye karar verdiler.

Sümerlere göre Anunnakiler, kendi gezegenleri Niburu’nun atmosferini yeniden düzeltmek için altın elementine ihtiyaç duyuyorlardı. Dünya’daki altını çıkartmak adına, işçi görevine sahip olacak insanı yarattılar.

2015’te tercümesi tamamlanan bir kil tablet, 1400 yıl önce insanların Jüpiter’in yörüngesini tam olarak hesapladıklarını ortaya koyuyor. Bugün Babillerin, trigonometrinin mucitleri olarak varsayılan antik Yunanlardan 1000 kadar önce trigonometrik hesaplarla uğraştıkları söyleniyor.

Öyle ya da böyle, tartışmaların sonu gelmiyor. Hala Sümerlerin tabletlerinde yer alan gizemli sembollerin şekillerin ve tanrıların mantıklı bir açıklaması yok. Muhtemelen, büyük bir mucize gerçekleşmezse hiçbir zaman o açıklamaya ulaşamayacağız. Niburu ya da yabancı bir yaşamın gerçek olup olmadığı konusu gibi Sümerler ve Anunnakiler de büyük sır olarak aydınlatılmayı bekliyorlar.

Bazı Afrika kültürlerinde, dünya dışı varlıkların on binlerce yıl boyunca Dünya’yı ziyaret ettiğine inanılıyor. Örneğin, Zulu efsanelerinde yıldızlardan gelen ziyaretçilerin altın ve diğer doğal kaynakları çıkardığını, bu kaynakların çıkarılması için köleler yarattıklarını söylüyor. Bazı kaynaklar bu tanrıların Niburu’dan geldiğini söylüyor.

Asuriler ve Babiller gezegeni ‘Marduk’ olarak adlandırıyorlar. Sümerler, Nibiru’da bir yılın Dünya’da 3.600 yıla eşdeğer olduğunu söylüyor. Niburu ’nun var olup olmadığı ise büyük bir tartışma konusu. Güneş sisteminin dışında muazzam bir gezegenin olduğunu gösteren çok sayıda bilgi mevcut. Bilim insanları bu gezegene Planet X ismini verdiler.
Birçok araştırmacı tarafından Niburu’nun var olduğu öne sürülüyor


Harrington, Dünya’dan üç ya da dört kat daha büyük bir gezegenin var olduğunu ve Pluto ‘ya göre güneşten üç ya da dört kat uzakta bir yerde olduğunu söyledi. Sunulan matematiksel modellere göre, Niburu ya da Planet X olarak isimlendirilen gezegen 30 derecelik son derece eliptik bir yörüngeyle hareket ediyor.

Araştırmacılar, “DNA’da gördüğümüz şey, iki versiyondan, dev bir yapılandırılmış koddan ve basit veya basit koddan oluşan bir program.” Araştırmacılar, DNA kodumuzun ilk bölümünün Dünya üzerinde yazılmadığına ve onlara göre doğrulanabilir olduğuna inanmaktadır.

Anunnakiler – Bilimsel bulguların sonuçları

İkincisi ve en önemlisi, genlerin tek başına evrim / ani evrim sürecini açıklamak için yeterli olmadığı ve ‘oyunda’ bir şey daha olması gerektiği yönünde. Araştırmacı Makukov’a göre “Er ya da geç,” “dünyadaki tüm yaşamların dünyevi kuzenlerimizin genetik kodunu taşıdığını ve evrimin bizim düşüncemiz olmadığını kabul etmeliyiz” dedi.

Bu bilimsel bulguların sonuçları, insanlara benzeyen uzaylılarla temas kurduğunu iddia eden diğer kişiler ve gözlemciler tarafından ortaya atılan iddiaları güçlendiriyor. İnsan benzeri uzaylılar insan evrimi için gerekli bazı genetik materyali dünya insanı için sağlayabilir.

Birçok araştırmacı Anunnaki’nin milyonlarca yıldır ‘bizi kontrol eden’ kişiler olduğuna inanıyor ve insanoğlunun gerçek genetiğini onların bildiğini düşünüyor. Çoğu yazar, bir gün dönmeyi vaat eden sayısız kültürde bahsedilen Tanrı olabilecek Anunnaki’nin, insanın yaratıcıları oldukları için bizi tamamen kontrol edebildiğini iddia ediyor.

-

Kramer’in “Tarih Sümer’de başlar” kitabında şu sayfalarda geçmektedir:
Anunna (Anunnaki), 112, 124, 126, 142, 143, 197, 203, 205, 357


Sayfa 112:
Eldeki Sümer metinlerini taramam sonucunda bu üç soruya şu yanıtları buldum:
1. Sümer tanrılarının listesini veren bir tablette ilksel “deniz”i gösteren resim-yazısıyla yazılmış olan tanrıça Nammu “gök ile yere yaşam veren ana” olarak betimlenmiştir. Şu halde Sümerler gök ile yeri ilksel denizin yarattığı ürünler olarak kabul ediyorlardı.
2. Sığır ve tahıl tanrılarının gökte doğumlarını, sonra da insanlığa bolluk, bereket getirmek için yeryüzüne gönderilişlerini anlatan “Sığır ve Tahıl” miti (bkn. 14. Bölüm) şu dizelerle başlar:
Gök ile yer dağının ardında,
An, Anunnakiler’i dölledi.
3. Kazmanın, bu değerli tarım aletinin ortaya çıkarılışını ve kutsanmasını anlatan bir şiir şu bölümle başlar:
Efendi, yararlı olanı ortaya çıkarmak için
Kararları değiştirilemeyen Efendi,
Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enli!,
Yerden göğü ayırmayı düşündü,
Gökten yeri ayırmayı düşündü.

“Sığır ve Tahıl” şiirinin ilk dizesinden gök ile yerin birliğinin, eteği yerin altı, zirvesi de göğün tepesi olan bir dağ olarak düşünüldüğünü söylemek mantıklıdır. Kazmayla ilgili şiir de, şu soruyu yanıtlar, Göğü yerden kim ayırdı? Bu hava-tanrısı Enlil’di.

Sayfa 124:
Enlil, değerli çoban, her zaman hareket halinde oları,
Bütün soluk alanların başı, yol göstericisi (kral),
Prensliğini var etti,
Kutsal tacı başına koydu…
Gökyüzü – tek prensi odur; yeryüzü – en yücesi odur,
Anunnakiler – ulu tanrısıdır onların;
Tüm haşmetiyle yazgıları belirlediğinde,
Hiçbir tanrı ona bakmaya cesaret edemez.
Yalnızca ulu veziri, mabeyinci Nusku’ya,
Emirlerini, yüreğinden geçeni açtı,
Onu bilgilendirdi,

Sayfa 124:
Efendin kutlu bir efendidir; kral An ile birlikte göksel kürsüde oturur,
Kralın koca dağ, Enlil babadır…
Anunnakiler, büyük tanrılar,
Senin ortanı mesken tuttular,
Yiyeceklerini senin engin koruluklarından sağlarlar.

Sayfa 142-143:
Sümerde insanın yaratılışı düşüncesi açısından önemli olan ve “Sığır ve Tahıl” diye adlandırabileceğimiz ikinci mit, Sümer yazarları arasında çok revaçta olan tartışma tarzında yazılmış yapıtların bir değişkesini sunar. Mitin başkahramanları sığır-tanrısı Lahar ile kız kardeşi, tahıl-tanrıçası Aşnan’dır. Mite göre, bu ikisi, gök tanrısı An’ın çocukları olan Anunnakiler’in yiyecek yemek ve giyecek giysileri olması için tanrıların yaratma odasında yaratılmışlardı. Ancak Anunnakiler, insan yaratılıncaya değin sığır ve tahıldan etkin biçimde yararlanamazlar. Bütün bunlar giriş bölümünde şöyle anlatılır:

Gök ile yer dağından sonra,
An (gök-tanrısı) Anunnaki’lerin (ardılları) doğumuna neden oldu,
Aşnan (tahıl-tanrıçası) adı henüz doğmadığından, henüz biçimlenmediğinden,
Uttu (giysi -tanrıçası) henüz biçimlenmediğinden,
Uttu için hiçbir kutsal alan kurulmadığından,
Hiç koyun yoktu, hiç kuzu inmemişti,
Hiç keçi yoktu, hiç oğlak inmemişti,
Koyun iki kuzusunu yavrulamıyordu,
Keçi üç oğlağını yavrulamıyordu.
Çünkü bilge Aşnan’m ve Lahar’ın (sığır-tanrısı) adını,
Anunnakiler, büyük tanrılar, bilmiyordu,
Otuz günlük şeş tohumu henüz yoktu,
Kırk günlük şeş tohumu henüz yoktu,
Küçük tohumlar, dağ tohumu, saf canlı yaratıkların tohumu henüz yoktu.
Uttu henüz doğmadığından, (bitkilerin?) tacı henüz yetişmediğinden,
. . . efendi henüz doğmadığından,
Ova tanrısı Sumugan henüz onaya çıkmadığından,
İnsanoğlunun ilk yaratıldığı zaman gibi,

Onlar (Anunnakiler) ekmek yemeyi bilmiyorlardı,
Giysi giymeyi bilmiyorlardı,
Koyunlar gibi ağızlarıyla ot yiyorlar,
Arklardan su içiyorlardı.
O günlerde, tanrıların yaratma odasında,
Duku evlerinde, Lahar ve Aşnan biçimlendi;
Lahar ve Aşnan’ın ürünlerini,
Duku’nun Anunnakileri yiyor, ama doymuyorlardı;
Has ağıllanndaki şum-sütünü ve iyi şeyleri,
Duku’nun Anunnakileri içiyor ama kanmıyorlardı;
Has ağıllarındaki iyi şeylerin hatırına,
İnsana soluk verildi.

Sayfa 197:
…Bundan sonra İnanna ölüler diyarına iner ve Ereşkigal’in lapis taşından yapılmış tapınağına yaklaşır. Kapıda, ona kim olduğunu soran ve neden geldiğini öğrenmek isteyen baş kapıcıyla karşılaşır. İnanna bir bahane uydurur ve kapıcı onu, hanımının talimatı üzerine ölüler diyarının yedi kapısından geçirir. Geçtiği her kapıda giysi ve takılarından birisi itirazlarına bakılmaksızın alınır. Sonuncu kapıyı da geçtiğinde çırılçıplaktır ve Ereşkigal ile ölüler diyarının korkunç yargıçları olan Anunnaki’lerin huzurunda diz çöktürülür. “Ölüm bakışlarını” ona dikmeleriyle, İnanna bir cesede döner ve bir kazığa asılır.

Sayfa 203:
Yedinci kapıdan geçince,
Hanımlığın pala-giysisi üstünden alındı.
Dizlerinin üzerinde, çırılçıplak getirildi Ereşkigal’in huzuruna.
Kutsal Ereşkigal tahtında yerini aldı,
Anunnakiler, yedi yargıç, onun huzurunda hükümlerini bildirdiler,
Ereşkigal gözlerini ona dikti, ölüm bakışını,
Ona karşı konuştu, öfkeli sözlerle,
Bir çığlık kopardı, suçladı onu,
Güçsüz kadın bir cesede dönüştü,
Ceset bir kazığa asıldı.

Sayfa 205-206:
İnanna ölüler diyarından çıkacakken,
Anunnaki’ler (şöyle diyerek) onu yakaladılar:
“Ölüler diyarına inip de, ölüler diyarından zarara uğramadan çıkan görülmüş mü!
Eğer İnanna ölüler diyarından çıkacaksa,
Yerine birini bıraksın.”

Sayfa 357:
Yarasalar da benzer bir imgeyi çağrıştırır: “Anunna, büyük tanrılar, yarıklara doğru kanat çırpan yarasalar gibi” İnanna’nın önünden kaçışırlar. barbar-oklarının savaşta “uçan yarasalar gibi” uçtukları söylenir. Oldukça az rastlanan şefkat imgesinin bir örneği henüz tanımlanamayan gamgam-kuşu benzetmesinde görülür: “Onlar (hastalanan kahraman Lugalbanda’nın arkadaşları) , yuvasında oturan tüyleri yeni çıkmış gamgam yavrusu gibi ona yemesi için yiyecek, içmesi için su verdiler.”
Sümerler hakkında geniş bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Kaynak: http://e v r e n i n s i r l a r i . n e t / d o s y a l a r /141_s13_03.pdf

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle

Arşiv

Online Üyeler

    Online üye yok !

Bülten Kayıt

b